Genel Başkanımız Sayın Devlet BAHÇELİ: Ülkü Ocakları, Türklük gurur ve şuurunun, İslam ahlak ve faziletinin eylem ve fikir membaı; Kızılelma ülküsüyle İ’la-yı Kelimetullah ruhunun erdem ve fazilet mektebidir

Cumhur İttifakı Millet Aklı

Genel Başkanımız Sayın Devlet BAHÇELİ’nin, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen iftar programında yapmış oldukları konuşma

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Değerli Kardeşlerim,

Varlıklarından Kıvanç Duyduğum Sevgili Bozkurtlar, Sevgili Asenalar,

Basınımızın Değerli Temsilcileri, 

Bu mübarek Ramazan akşamında, gönüllerimizin ihlasla ve manevi ikramla buluştuğu bereket sofrasında sizlerle beraber olmanın emsalsiz bahtiyarlığını yaşıyorum.

Sözlerimin başında hepinizi en kalbi duygularla selamlıyor, alayınızı birden muhabbetle kucaklıyorum. 

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı’nın düzenlemiş olduğu bugünkü iftar programının birliğimize, dirliğimize ve manevi esenliğimize vesile olmasını, oruç ibadetimiz başta olmak üzere, yaptığımız ve yapacağımız tüm ibadetlerin kabulünü Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyor, onbir ayın sultanı Ramazan-ı Şerifimiz mübarek olsun diyorum.

Hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Değerli Ülküdaşlarım,

Ülkü Ocakları, Türklük gurur ve şuurunun, İslam ahlak ve faziletinin eylem ve fikir membaı; Kızılelma ülküsüyle İ’la-yı Kelimetullah ruhunun erdem ve fazilet mektebidir.

Bu mektep, ahlak ve edebin refakatinde, aklın ve gönlün refikliğinde kemale ermenin hevesinde olan serdengeçti yüreklerin, yani Ülkücü Türk gençliğinin hiç sönmeyecek meşalesidir.

Hz.Mevlana; “hamdım, piştim, yandım” sözüyle hayatındaki müessir dönüşümü kelimelerle anlatmış, gerçekte de içindeki aydınlığın keşfini yapmıştı.

Benzer şekilde açıklayacak olursak; Ülkü Ocakları meşale gibi yandıkça hamlık geçecek, tamlık gelecek; nihayet bu kutlu yuvanın sırrına erenler iç ve dış medeniyet âleminin dengesiyle müşerref olacaklardır.

Bu denge halinin vücut bulması sayesinde müthiş salabet ve seciye sahibi bir dava insanı tecelli edecektir.

İnsanın kendini tanıması irfan, çevresini bilmesi ise ilimdir.

İrfan ehli arif, ilim eri ise alimdir.

Medeniyet ve millet mazimizin adeta toprak altına itilen cevherleri dikkatle tefrik ve tefsir edilip gün yüzüne çıkarıldığı takdirde görülür ki, bizim arifimiz de alimimiz de gıpta edilecek çokluktadır.

16’ıncı yüzyılda Batı toplumsal, siyasal, dini ve ideolojik çatışmaların göbeğinde bocalarken; Süleymaniye Külliyesi’nde kurulan tıp medresesinde matematik okutuluyor, insan fizyolojisiyle ilmin incelikleri öğretiliyordu.

Kopernik’in, Batlamyus sistemiyle birlikte, o sisteme muvafık bir şekilde yerleşen Hıristiyan kainat görüşünü yıktığı anlatılır.

Kepler’in gezegenlerin hareketleriyle ilgili kanunları bulduğu açıklanır.

Ayrıca Galile’nin mutlak zamanın ölçülmesi ve düşmeye ait tecrübeleriyle Aristo fiziğini boşa düşürdüğünden bahsedilir.

Batı’nın konuşup tartıştığı bütün konu başlıklarıyla ilgili çalışmaları hem usul hem de esas boyutundan asırlar evvel Türk-İslam filozofları basiret ve bilgelikle gerçekleştirmişlerdi.

Basiret; seçilmesi gereken şey ile sakınılması gereken şeyi belirler.

Cesaret olmadan basiretin açılacağı yer korkaklığın uçurumudur.

Basiret olmadan cesaretin varacağı yer ise çılgınlığın ucudur.

Bir fikir insanı, bir dava neferi, ilim ve hidayet yolcusu bir şahsın basiretle ve cesaretle eşzamanlı kuşanması elbet mecburidir.

Günümüzde, bundan mahrum kimi sözde aydınlar, merhum Cemil Meriç’in işaret ve ifade ettiği üzere, Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalıştılar. 

Sonra bu hazinelerini unuttular. 

Müteakiben düşman putlarını takdis ettiler, hayranlıkla benimsediler.

Ne olduysa ondan sonra oldu, velhasıl devin papağan olmasına hizmet ettiler.

Halbuki dava irfanımızı yeniden fethettiğimizde, bugünümüzü düne bağlayacak köprüler inşa ettiğimizde göz kamaştıran fikir ve düşünce sıçramalarını, muazzam buluş ve eserleri görmemiz kaçınılmazdır.

Yine Cemil Meriç’in dediği gibi, fikir adamı için namus abeste direniş değil, hakikate teslimiyettir.

Bu teslimiyet asil ve soylu bir teslimiyettir.

Aklın zirvesi hakikat, adaletin zirvesi hakkaniyettir.

Bu zirvelere tırmanmak, bu zirvelerde dünyayı Türkçe okumak sizlerin en temel ülküsü olmalıdır.

Mananın yerine geçen elfazı bir yana bırakarak, içi boş sloganları bir kenara koyarak şunu unutmayınız ki, ülkücünün ülküsünde erimesi yüksek hedeflere kilitlenmesiyle mümkündür.

Doğru davranış doğru fikrin momentidir.

Bu iki doğru üzerinde düz bir çizgiyle hayat planını yapanlar; insanı baskı altında tutan her neviden boyunduruğa karşı çıkmaktan, peşin yargıların maskesini yırtmaktan asla çekinmeyeceklerdir.

Neyin doğru, neyin yanlış; neyin değerli, neyin değersiz olduğunu bilmeyen bir insanın doğru davranışta bulunması, doğru bir fikrin etrafında buluşması eşyanın tabiatına aykırıdır.

Peki bu eşyanın tabiatı nedir? Bundan ne anlaşılmalıdır?

Eşyanın tabiatı, insanın toplum, çevre ve doğayla olan ilişkileri içinde oluşmaktadır.

Değer-olgu; ideal-realite birliği eşyanın tabiatını teşkil etmektedir.

Hukuk, eşyanın tabiatından kaynaklanan zorunlu ilişkilerdir.

Kısaca diyebiliriz ki, eşyanın tabiatı kurumların özüdür.

Dünyaya bakınız, beşeriyetin hal-i pürmelalini ve sıcak gelişmeleri yorumlayınız; eşyanın tabiatına mugayir ne varsa tedavülde olduğunu fark edeceksiniz.

Bununla mündemiç cevabını aramak zorunda olduğumuz sorular da şunlardır: Adalet nerededir? Akıl nereye gitmiştir? Ahlaka ne olmuştur?

“Eğer adalet yoksa” diyor Kant, insanların yeryüzünde yaşıyor olmasının bir değeri kalmayacaktır.

Gündüz vakti elimizde fener alarak adalet mi arayalım? Ahlakın ilke ve esaslarını mı soruşturalım? 

Güçsüz adalet aciz, adaletsiz güç zulümdür.

Adalet ile gücü eklemlemek ise fikir, düşünce ve siyaset insanlarının hedefi olmalıdır.

Bugünkü çağımızın en mühim açığı insani değer ve mirastaki hüsran verici zayıflık ve zedelenmedir.

Bu nedenle çağa ve zamana müdahil olacak dirayet, cesaret ve hamiyete malik olmak lazımdır.

Çağın ve zamanın akışını Türk ve Türkiye Yüzyılı istikametine çevirecek atılgan, inançlı, iradeli, bıçkın, hazırlıklı ve donanımlı nesillere çok ihtiyaç vardır.

Demem odur ki; içinde bulunduğunuz vaziyetin zorluğuna ve çetin şartlarına aldırmadan üstlendiğiniz tarihi görevi bihakkın icra edecek cüreti, cüsseli ve çevik iradeyi mutlaka gösteriniz.

Merhum Akif; “Nerededir vahası Yarabbi, bu serabistanın” diye sorduğu sorunun cevabını her cihetten verecek olan Ülkücü Türk gençliğidir.

Bizim nazarımızda, geçmiş parçalamış bir sandal gibi yavaş yavaş sulara batıp kaybolmaz, kaybolmayacaktır.

Geçmişi bugünün imkanlarıyla geleceğin ufuk çizgisine taşımayı göze almak, bunu da başarmak hayranlık uyandıran bir zaferdir.

Bu zaferin mimarları da, muhteşem ve mücessem namus insanlarından müteşekkil Ülkücü Türk gençliğidir.

Yine Akif bizlere şöyle seslenmişti:

Düşman sesi duymak istemezsen,

Kardeş sesidir uyan bu sesten.

Kalkınca bakar ki akşam olmuş,

Vaktiyle uyanmayan bu sesten.

Bizim sesimiz kardeşliğin sesidir.

Yaptığımız ve yapacağımız; söylediğimiz ve söyleyeceğimiz her neyse düşman sesi duymamak için sergilenmiş milli birlik ve kardeşliğin güçlü nefesidir.

Mazlumun çağrısına nasıl kulağımızı tıkayamazsak,

Müslüman’ın hasretine nasıl katlanamazsak,

Türklüğün ülküsüne nasıl sırt çeviremezsek,

Kardeşliğimizin, kader ortaklığımızın sesine ses, haline tercüman olmaktan da asla ama asla vazgeçmeyeceğiz.

Köklerimiz Orta Asya,

Gövdemiz Anadolu,

Dallarımız Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu’dur.

Binlerce yıl geride kaldı, her engeli geçtik.

Asırlar bize vız geldi, çağları bir bir aştık.

Tarih tanık, insanlık şahittir.

İşte davamız, işte ülkümüz, işte Ülkücü Türk gençliği, tarihi tekerrür ettirmeye yeniden hazır olduğumuz herkesçe bilinmelidir.

Dünyaya yön vermek gayemizdir.

İnsana insanlığı öğretmek gayretimizdir.

Batıla hakikati göstermek gayur irademizdir.

Ülkücü Türk gençliği, mevzuların akışına pencereden bakmaz, bakamaz.

Fildişinden kulemiz yok ki oturalım.

Sırça köşklerimiz yok ki içine girip keyif çatalım.

Millet nerede biz oradayız.

Tarih ne diyor kulağımız oradadır. 

Meselemiz büyük ve kutludur.

Görevimiz ağır ve zorludur.

Ne mutlu bizlere ki, inanmış dava arkadaşlarımızla biriz, diriyiz, hep birlikte Milliyetçi Ülkücü Hareketiz.

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Sevgili Kardeşlerim,

Dünyanın karmakarışık siyasi ve jeopolitik ortamında bizi biz yapan, bizi tarihin ve kültürün derin köklerine bağlayan değerler mecmuuna sıkı sıkıya bağlanmaktan başka seçenek yoktur.

Etrafımızda kuşlar uçması gerekirken füzeler uçuyor.

İnsanlık bir savaştan diğerine, bir çatışmadan bir başkasına sürükleniyor.

Felaket senaryoları kuvveden fiile yavaş yavaş çıkıyor.

Soykırım derseniz, en korkuncu yaşanıyor.

Gözyaşları derseniz, kanla karışık oluk oluk akıyor.

Ölüm sırasını bekleyen çocuklar merhamet ve vicdanları kavuruyor.

Sabaha çıkar mıyım diye düşünen mağdur ve savunmasız insanlar hepimizin ciğerini dağlıyor.

Pakistan ile Afganistan arasındaki savaştan sonra ABD’nin İran’a beklenen saldırısı maşa devlet, haydut devlet, barbar devlet, terör devleti İsrail tarafından yapıldı.

ABD-İsrail ortak yapımı saldırılara yönelik İran’ın misillemesi farklı ülkelerdeki ABD üslerini hedef aldı.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi, Kuveyt, Bahreyn ve kısmen de Katar ateşin içinde kaldı.

İran’la yürütülen müzakerelerin sonucu beklenmeden ABD-İsrail eşgüdümünde icra edilen askeri operasyonların haksız, hukuksuz ve yaygın tehditlere açık olduğunu değerlendiriyorum.

Ortalık kan revan içindedir.

Zincirleme savaşlar derhal durmalı, aklı selim öne çıkmalıdır.

Barış varken savaşmak bölgesel ve küresel sistemi dinamitlemek demektir.

Uyarıyorum; Tahran’ın, İsfahan’ın, Kum’un ve Kerec’in vurulması; sonuç olarak cevabi mahiyette karşılıkların verilmesi küresel bir savaşa doğru hızla dönüşebilecektir.

Savaş değil barış hakim olmalıdır.

Mübarek Ramazan ayında İslam beldelerinin karanlığa gömülmesi kabul edilemez bir durumdur.

Merhameti kalmamış, 

Empati duymayan,

Kendi çıkarlarına odaklanmış, 

Masumları hedefine almış,

Öldürmeyi, yakmayı, yıkmayı, kırmayı olağan hale getirmiş sözde gelişmiş ülkeler ve bunların taşeronları inanıyorum ki iki cihanda da hesap vereceklerdir.

İsrail Savunma Bakanı’nın, “önleyici saldırı”başlattıklarını iddia etmesi,

ABD Başkanı’nın “İran’a yönelik büyük bir operasyon başlattık” açıklaması aynı aklın ürünü, aynı amacın üretimidir.

Burada esas olarak Türkiye’mizin sağduyu ve soğukkanlı hareket ederek barışçıl çağrıları ısrarla taraflarla paylaşması, milli güvenliğimizin muhafazası için her tedbirin alınmasıdır.

Ramazan ayının mehabet ve muhabbetini tahrip edenler insanlıktan nasibini almayan kirli odaklardır.

Sizler sabırla, akılla, imanla, vatan ve millet sevgisinin coşkusuyla duruşunuzu koruyacaksınız.

Üzerinde dumanların tüttüğü dünyada Türk milletinin ve Türkiye’mizin ümit şadırvanı olmayı sürdüreceksiniz.

Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanıma karşı göstermiş olduğunuz yüksek duyarlılığı; şiddet, kumar ve dijital bağımlılıkla mücadeleyle de birleştirerek Türk gençliğine örnek teşkil edeceksiniz.

Sosyal sorumluluk projelerinizi, fikri ve edebi çalışmalarınızı arttırarak, yaygınlaştırarak devam ettireceksiniz.

Ülkücüyü yanlış tarif eden, suçlayan, iftira atan, karalayan ve kara çalan namertlere karşı Ötüken şuuruyla, Söğüt duasıyla karşı duracaksınız.

Ülkücüden katil, katilden de ülkücü olmadığını en iyi gösterecek sizler olacaksınız.

Kalem, kelam ve kitapla iç içe yaşayacak; yeri gelirse, şartlar başka bir seçeneği işaret etmezse, vatan ve bayrak için kılıcı da elinize alacaksınız.

Yeni bir yüzyıla gözümüzü dikmiş durumdayız.

Türk ve Türkiye Yüzyılı diyoruz.

Bizim ülkemizi yeni yüzyıl yolculuğuna taşırken ihtiyaç duyacağımız insan yapısı,

Tamamen iyi eğitilmiş, donatılmış ve konusunda uzmanlaşmış;

Geldiği yeri ve gideceği yönü bilen, engelleri birer birer aşmayı başaran;

Bilgi ve becerilerini kendisi için kullanırken toplumunu da geleceğe hazırlayan;

Huzur ve güven içinde bulunuyor olmanın enerjisini kullanan;

Emeğini, bilgisini, görgüsünü, rekabet duygusunu barış içinde birbiriyle yarıştıran;

Gıybet, fitne, musibet, bela gibi olumsuz duygulardan arınmış, iyi ahlakla donanmış;

Kalkınmış ve erdemli bir hayat için lazım gelen eşit ve hür teşebbüs ruhunu taşıyan;

Kendisini tamimiyle okuluna, işine, ailesine, ülkesine ve onların mutluluğuna adamış, 

Aziz milletimizin hür, huzurlu, inanmış, yüksek seciyeli fertlerinden oluşmaktadır.

Bunun güvencesi ve muştusu da biliniz ki Ülkücü Türk gençliğidir.

Bu akşam aynı sofrayı paylaştığım her bir dava arkadaşıma teşekkürlerimi sunuyor, tuttuğumuz oruçların Cenab-ı Allah tarafından kabul edilmesini yürekten diliyorum.

Konuşmamı Pir-i Türkistan, yani Hz. Yesevi’nin bir rubaisini göz önüne alıp şu duayla bitirmek istiyorum:

Uzun geceyi Kandil gibi aydınlatan,

Bir anda cihanı gül bahçesi eden,

Ne zaman güç işim düşse kolay eden,

Ey herkesin güçlüğünü kolay eden Allah’ım, Milliyetçi Ülkücü Hareket’in yar ve yardımcısı ol. 

Rahmetinden ve lütfundan bizleri mahrum bırakma.

Hepinizi bir kez daha sevgilerimle selamlıyor, başarılar diliyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun diyorum.

Cumhur İttifakı Millet Aklı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*