MHP İstanbul Milletvekili Arzu ERDEM: Sosyal medyada devletimiz, bayrağımız ve ezanımız tehdit altında kalmıştır.

Gün geçtikçe internetin hızına yetişmek mümkün değil artık. Alışverişlerimizi bir mağazadan yapmak yerine internetten yapıyoruz, hatta market alışverişlerimizin siparişini bile internet üzerinden veriyoruz. İnternetten sadece bunları yapmıyoruz; işlemlerimizi, tanışmalarımızı, tartışmalarımızı yani aslında gerçek hayattaki fiillerimizin tamamını internette yaşatıyoruz ve bu da dijital bir dünya oluşturuyor hepimiz için.

Bu dijital dünyada bizim gerçek hayat ile sanal yaşantı dediğimiz olayın ana kaynağı olan sosyal medya yer almaktadır. Bu durumda, her bireyin kendi dijital dünyası vardır. Bu dijital dünyada bir şeye hizmet edilebilir ya da hizmet alınabilir veya her ikisi de yapılmadan araştırmalar yapılabilir. Dijital dünyanın insanlara faydası olduğu kadar, maalesef, zararları da bulunmaktadır.

Aslında, ilginç bir zamanda yaşıyoruz. Toplumsal değişimlerin tam ortasındayız. Güzel ve faydalı yönlerini benimsediğimiz, tehlikeli yönlerini ise tam olarak bilmediğimiz bir dünya bu. Hepimizin cebinde en az bir akıllı telefon var, hepimizin en az bir e-posta adresi var, hepimizin dijital dünyada en az bir kimliği var. Hepimiz internetten alışveriş yapıyoruz, hepimiz bankacılık işlemlerini sanal dünya üzerinden yapıyoruz. Gazete okuyoruz, müzik dinliyoruz, görüşlerimizi ve resimlerimizi paylaşıyoruz. Bu değişim, çok ilginçtir ki sadece ve sadece son on beş yılda gerçekleşmiştir ve yediden yetmişe hepimizi etkilemiştir.

Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tam bugüne vurgu yaparak şu konuşmayı yapmıştır: “Millî hedef belli olmuştur. Ona ulaşacak yolları bulmak zor değildir. Önemli olan, çetin olan yollar üzerinde çalışmaktır. Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz. Yalnız tek bir şeye çok ihtiyacımız var: Çalışkan olmak. Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek zorunluluktur.”

Gelişen dünyanın gereği de tam buydu ve önümüze kocaman bir sanal dünya çıktı ki hepimiz bu sanal dünyanın parçası olduk. Sanal dünya ne yazık ki olumsuz etkileriyle geldi ve davranışsal değişikliklere sebep oldu. Ayrıca, bazı sektörleri de ortadan kaldırdı, bazı yeni sektörler ortaya çıkardı. Basın, müzik, film, perakende, kitapçılık, fotoğrafçılık gibi sektörleri özellikle dönüştürdü ve ortadan kaldırdı, dijital hâle getirdi ve bu dönüşüme ayak uyduramayanlar da oyunun dışında kaldılar. Ayrıca, sahneye yepyeni oyuncular da çıktı. Dijital dünya, ülkelerin yönetimlerinin gündemine de girdi. Bilgilendirme, paylaşım ve katılım sağlandı.

İçinde bulunduğumuz 2020 yılında 100 milyarın üzerinde eşya internete bağlı. Hareketli olan ve belli değeri olan tüm eşyalar dijital hâle geldi ve internete bağlandı. 21’inci yüzyılda, sermayeye dayalı ekonominin yanı sıra bilgiye dayalı ekonominin gelişme süreci yaşanmaktadır. Bunların tamamına kısacası yeni dijital dünya düzeni diyoruz. Yeni dijital dünyanın en önemli parçalarından bir tanesi sosyal medya olarak tanımlanan internet tabanlı uygulamalardır. Yine bunlar da her geçen gün sayı olarak artmaktadır.

Sosyal medyanın en kısa tanımını yapacak olursak aklımıza ilk gelen kavram “paylaşmak”tır. Sosyal medya, kullanıcılarının paylaşım yapmalarına olanak sağlayan; kişisel veya kurumsal sayfalar aracılığıyla dijital içerik oluşturmaları; fikirlerini, olaylara bakış açılarını, düşüncelerini, günlük yaşantılarını, nerede olduklarını, fotoğraflarını, reklamlarını veya yaşadıkları önemli bir olayı diğer insanlara ulaştırmak için on-line bir ağdır.

Sosyal medya aracılığıyla bilgiye hızlı erişim sağlanmaktadır. Söz konusu uygulamalar, kullanıcı endeksli olmasının yanı sıra geniş kitlelere de hitap etmektedir ve pek çok insanın etkileşim içinde olmasını sağlamaktadır. “Sosyal medya” olarak adlandırılan bu sanal ortam, kullanıcı tabanlı olmasının yanı sıra kitleleri ve insanları bir araya getirmektedir ve aralarında etkileşimi artırmaktadır. Bu açıdan çok büyük önem taşımaktadır.

Günümüzün sanal ortam kullanıcıları tarafından bir alışkanlık hâline gelen sosyal medya kullanımı, her kültürden ve her kesimden geniş kitlelerin sosyal taleplerine yanıt verirken aynı zamanda bu ortamı eleştirenlerin de odak noktası hâline gelmiştir. Yapılan araştırmalar insanların bu sanal gerçeklik içerisinde gün geçtikçe daha fazla vakit harcadıklarını, bu sanal gerçeklik içerisinde gerçek yaşam ihtiyaçlarını karşılamaya çalıştıklarını ve yine bu sanal gerçeklik içerisinde yeni bir dünya kurarak yaşamaya çalıştıklarını göstermektedir. İnsanların sanal platformda fazla zaman geçirmeleri, kimi zaman sanal dünya ile gerçek dünya arasındaki sınırın ayrımının birbirine karıştığı bir noktaya gelmektedir.

Sosyal ağlar böylesine hızlı bir gelişim gösterirken birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Bunların içerisinde en önemlilerinden biri de sahte hesaplardır. Sahte hesaplar farklı amaçlarla oluşturulmaktadır: Kimi zaman terör örgütlerinin uzantısı niteliğindedir, kimi zaman kişisel bilgilerinizi ele geçirmek için açılmış hesaplardır; kimi zaman ise başka bireylere karşı öfke, kin, nefret gibi duygularla iletişime geçmek için açılmış hesaplardır. Verilere göre -burası çok önemli- aktif kullanıcıların en az yüzde 15’i sahte isim üzerinden diğer insanlarla iletişim kurmaya çalışmaktadır. Bu hesaplar oluşturulurken farklı amaçlar hedeflenmektedir.

Bu amaçların kimi masum görünebilir ama büyük bir çoğunluğu aldatmaya veya zarar vermeye yöneliktir. “Neden sahte kullanıcılar?” sorusu sorulduğunda çok az oranda “Kendimi daha özgür hissetmek için yapıyorum.” diyorlar ama ağırlıklı olarak kişisel bilgileri ele geçirme ve dolandırıcılık, kişi ya da kurumları itibarsızlaştırma çabası, duygusal ve cinsel istismar ya da taciz geliyor. Hepimiz bu hususta kişisel birtakım önlemler alıyoruz. Burada bulunan hiçbir milletvekili arkadaşım yukarıda saydığım tehditlere karşı duyarsız kalmıyordur ve kendi tedbirlerini de alıyordur.

Ne tür önlemler alıyoruz? Sosyal ağ hesaplarımızı en yüksek seviyede koruma altına almaya çalışıyoruz, arkadaş eklerken çok dikkatli oluyoruz, göz bebeğimiz olan çocuklarımızla ilgili bizler dedektif gibi hangi hesapları kullandıklarını, kiminle temasa geçtiklerini, kimlerle arkadaşlık ettiklerini takip etmek zorunda kalıyoruz. Bu açıdan özellikle bankacılık işlemlerimizi yaparken de şifrelerimiz ele geçirilmesin diye yine farklı farklı yöntemler uygulamaya çalışıyoruz ve en önemlisi şunu söylememiz gerekiyor: Tüm teknolojiler doğru kullanıldığı sürece faydalıdır.

Bütün bu saydıklarımızın doğal sonucu olarak sosyal medya platformları önü kesilmeyen pek çok suçun işlenmesine aracı olan bir mecra olarak karşımıza çıkmaktadır. Akıllı telefonlar aracılığıyla her an her yerde internete kolaylıkla ulaşılabiliyor olması o an öfke ve nefretin daha kolay ifade edilebilmesine olanak sağlamaktadır. İnternet ortamının verdiği sanallık ve sanal özgürlük sayesinde kişiler kimi zaman bilinçli, kimi zaman bilincinde olmaksızın hakaret ve küfre varan ifadeleri daha rahat kullanabilmektedirler.

İnternet ortamlarında nefret söylemlerinin daha rahat üretilip hızla yayılması bu söylemlerin çocuklarımızın, gençlerimizin kısacası tüm milletimizin gözünün önünde normalleşmesine, normal karşılanmasına sebep olmaktadır. Bunun sonucunda gündelik hayatta herhangi bir sebepten patlak veren linç etme eylemleri giderek yaygınlaşmaktadır ve herkesin gözünde doğallaşmaktadır.

Aynı şekilde terör örgütleri haberleşme, talimat verme ve tehdit gibi örgütsel faaliyetlerini yine bu ağlar üzerinden devam ettirmekte ve sosyal medya terör propagandaları yapmak için alenen kullanılmaktadır.

Dijital oyunlar üzerinden intihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, tehlikeli madde temini, müstehcenlik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve mekân sağlanması, Atatürk aleyhine işlenen suçlar gibi gerçekten hepimizin hassasiyetle önlenmesinin isteyeceği suçlar bakımından da bu platformda maalesef alan çok genişlemiştir.

Sürekli karşımıza çıkan soru ise “Dünya bu konuda ne yapıyor?” Evet, yeri geldiği zaman demokrasiyle ilgili eleştirilerde bulunurken dünya örneklerini veriyoruz. Özellikle ülke ekonomisini eleştirirken dünya örneklerini veriyoruz ama bu düzenlemeyle alakalı dünya örnekleri verildiği zaman maalesef dünya örneklerinden hiç bahsetmeyelim diye bir eleştiriyle karşı karşıya kalıyoruz. Hâlbuki, ben burada dünya örneklerini verirken Avrupa ülkeleri sosyal ağlara yönelik 2015 yılından beri düzenlemeler yapıyor ve bu sadece Almanya örneği değil. Özellikle Almanya, Avusturya, Fransa ve İngiltere’de cezai müeyyidelerin ve denetimin artırılmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır.

Yine Almanya, İngiltere ve Fransa’da sosyal medya platformları ülkede temsilcilik bulundurmaları zorunludur. Almanya’da 2017 yılında çıkan NetzDG; Facebook, Twitter gibi sosyal medya platformlarını kullanıcıların yayınladıkları içerikleri konusunda sorumlu hâle getirmiştir. Bu hususta Almanya’da Facebook aleyhine açılmış olan 2 milyonluk bir dava hâlâ devam etmektedir.

Batılı demokrasilerde bu alanda en kapsamlı hukuki düzenleme olarak özellikle bu Almanya örneği görülmektedir. Yasal sosyal ağlarda nefret söylemi, sahte haberler, hakaretler, tehditler, insanları suça ve şiddete teşvik eden yasa dışı içerikle mücadeleyi hedeflemektedir. Yasayla birlikte Almanya’dan erişilebilen tüm sosyal ağlara kullanıcıların bu tarz içerikleri şikâyet edebileceği bir sistem kurmaları zorunlu hâle getirilmiştir, bu bir nevi temsilcilik demektir. Bu yasada kullanıcıların talepleri incelenerek şikâyet mekanizması oluşturulmaktadır. Suç niteliği taşıyan, içeriği zamanında silmeyen sosyal ağlar için para cezaları öngörülmektedir. Ağır ve sistematik ihlâllerde şikâyet mekanizması sorumlusu 5 milyon euroya kadar, sosyal medya platformuna da 50 milyon euroya kadar çıkabilen para cezaları uygulanabilmektedir.

Bu yasanın üzerine günümüze kadar nefret suçuyla mücadele amacıyla video paylaşım platformları da suç teşkil eden diğer hususlar da eklenerek düzenlenmiştir. Özellikle Almanya bununla yetinmemiştir yine ceza kanununda da değişiklik yapmıştır. Katalog suçların kapsamını genişletmiştir fiziki şiddet, cinsel saldığı tehditleri, ölüm tehdidi gibi suç sayılacak, internet üzerinden bu tür tehditler bulunan sosyal medya kullanıcıları için üç yıla kadar hapis cezasına mahkûm edebilecek duruma getirmiştir düzenlemeleri. Yine, internet üzerinden hakaret suçunu işleyenlerin de iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması öngörülmektedir.

İfade özgürlüğü konusunda da -çok kısa- Almanya Adalet Bakanı’nın yapmış olduğu bir açıklamayı iletmek istiyorum. Özellikle şunu söylüyor, diyor ki: “Evet, ifade özgürlüğü demokrasinin bir parçası ama ifade özgürlüğü özellikle ceza gerektiren durumlarda ve ceza hukukunun başladığı yerde biter. Bu açıdan özellikle standartlaşan kurallarla ifade özgürlüğüne müdahale edilir.” ve “Bu açıdan yapılması gereken düzenlemelerle ilgili de ifade özgürlüğü sınırları aşıp başkalarının özgürlük alanına giriyorsa cezai müeyyideler devreye girer.” diye özel bir vurgusu var.

İngiltere’nin özellikle terör içerikli mesajların silinmemesi hâlinde ceza uygulamasını gündeme getirmeye hazırlandığı, iletişim yasasının 127’nci maddesini ihlal edenlere altı aya kadar hapis cezası ya da 5 bin sterline kadar para cezası getirebileceği belirtilmektedir. Avusturya, Hollanda, İsveç, İspanya ve Danimarka gibi diğer Avrupa ülkelerinde de sosyal medya platformları üzerinden hakaret içerikli, alaycı ve küçük düşürücü ifadeler -bakın, hakaret içerikli, alaycı ve küçük düşürücü ifadeler yani bırakın tehdit, şantaj gibi şeyleri- kullanan kişilere para ve hapis cezası, kamu hizmeti cezaları verilmektedir. Görüldüğü gibi dünya ülkeleri dijital dünyanın kontrolsüz alanını kontrollü hâle getirerek, denetleyerek kendi vatandaşlarını koruyorken elbette ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kadim devletimiz, Türk milletinin dijital platformlar üzerinden bu boşluklardan istifade edenlerin saldırılarına maruz bırakılmamaları açısından da gerekli önlemleri ve tedbirleri alacaktır.

Yapılan araştırmalara göre sosyal medya şirketlerinin Türkiye’den yılda 3,5 milyar Türk lirası reklam kazancı elde etmesi, Türkiye’de günde ortalama üç saatin sosyal medyada geçirilmesi ve sosyal medya platformlarında Türkçe’nin en çok konuşulan 5’inci dil olması ülkemizin sosyal medya kullanımında oldukça aktif olduğunu göstermektedir.

Bu denli yoğun bir kullanımda özelikle bu kanuni düzenlemenin ne kadar gerekli olduğunu hepimiz hissediyoruz aslında. Hepimiz sosyal medyada saldırıyı uğramışızdır, evlatlarımız tehdit altına sokulmuştur; kadim devletimiz, bayrağımız, ezanımız tehdit altına alınmıştır ve eminim ki her birimiz bu hassasiyeti göstereceğiz. Bu düzenlemeye karşı çıkanların bir dönüp kendilerine bakması gerekiyor neden karşı çıkıyoruz diye. Çünkü aslında hepsi, bu düzenlemelerin her bir maddesi aslında bizi, evlatlarımızı, kendi akrabalarımızı koruyacaktır, Türkiye Cumhuriyeti devletimizi koruyacaktır.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*