MHP’li Günal: Ülke Bölünürken MGK ve MİT Havanda Su Dövüyor!

Cumhur İttifakı Millet Aklı

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Başbakanlık, MGK, MİT, Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün 2015 yılı bütçesi üzerindeki görüşmeler sırasında söz alan MHP Antalya Milletvekili Doç. Dr. Mehmet GÜNAL, ülke bölünürken MİT’in kanundaki görevinin aksine bölücübaşıyla müzakere yürüttüğünü, MGK’nın ise Güneydoğu Anadolu bölgemizde fiilen kurulan gerçek paralel devleti görmezden gelerek, hayali paralel devleti tehdit ilan ederek 10 saat havanda su dövdüğünü söyledi. AKP döneminde dinin ve din adamlarının siyasete alet edildiğini belirten Günal, Türkiye’nin en önemli sorunu haline gelen ahlaki yozlaşmayı önlemek için Diyanet İşleri Başkanlığına önemli görevler düştüğünü söyledi. BİMER’in vatandaş şikayetlerini dikkate almak yerine AKP yandaşlarının işlerini gören bir duruma geldiğini ifade eden Günal, bu konuda Erdoğan’ın Başbakan iken bir işadamıyla yaptığı görüşme iddialarını örnek gösterdi. Günal ayrıca Vakıfbank hisselerinin satışını öngören kanun teklifinin de doğru olmadığını, hisseleri satanların bu vakıfları vakfedenlerin bedduasına uğrayabileceğini söyledi.

MİT Ne İş Yapar?

Sayın bakanın MİT’le ilgili sunumunu yaparken Mit Kanununu daha dikkatli bir şekilde altını çizerek baktım. Kanun hakikaten güzel, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin de MİT’in de söylediğiniz çerçevede eğer görevlerini yaparsa herhangi bir sorunu olmuyor. Amacına bakıyoruz, burada sizin söylediğiniz amaçlarla şu anda ki uygulamaya bakıyorum, şaşırıyorum. Kanunda; “MİT Müsteşarlığın görevi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlara karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında görev yapar” deniliyor. Yani şu anda MİT’in yaptığıyla kanunda yazan görevler tamamıyla zıt gibi geliyor. Bu sözde “Çözüm Sürecinin” MİT eliyle yürütülmesi, kanunun bu maddesiyle çelişiyor mu, çelişmiyor mu diye de merak ediyorum.

Yerel seçim öncesi Bakanın, MİT Müsteşarının ve Genelkurmay Başkanının katıldığı hayati önem taşıyan bir toplantı dinlendi, büyük yaygaralar çıkarıldı. Merak ediyorum, Genelkurmayın bütün dinleme ve elektronik sistemi MİT’e devredilmiş olmasına rağmen bunları nasıl engelleyemiyor? Bununla ilgili soruşturma hâlâ devam ediyor yani sonuçlanmış, mahkemeye intikal etmiş değil. Herhangi bir iddianame sonucu savcının çektiği bir şey de yok, afaki bir suçlu var, ben bunu da hazmedemiyorum. Dinlemeyi kimin yaptığını tespit edemiyorsan zaten orada bir zaaf var demektir. Bu kadar önemli bir toplantıyı kamuoyuna böyle duyurup sonrasında da ciddi bir bulgu ortaya çıkmıyorsa o zaman arkasında başka şeyler aramak gerekir bu kadar gelişmiş teknolojilere rağmen failler bulunamıyorsa, bunları bir sorgulamakta fayda var Sayın Bakan.

MGK’da “Havanda Su Dövme Rekoru”

Millî Güvenlik Kurulu yeni Genel Sekreterimize hayırlı olsun dedik, ama öyle bir kurum kaldı mı? Kalmadı gibi geliyor bana. Sivilleştiriyoruz derken yavaş yavaş buharlaştırdınız. Şimdi, merak ettim, “Rekor.” diyorlar, on buçuk saat süren MGK toplantısından sonraki açıklamaya bakıyoruz, hiçbir şey yok. Ne rekoru? “Havanda su dövme rekoru!” O zaman bize söylemiyorsunuz, içeride başka şeyler konuşuluyor. En azından özetinde bir iki cümleyle üstü kapalı yazılırdı. O zaman Millî Güvenlik Kurulu ne yapmış? “Efendim, üstü örtülü filanca bilmem neleri tehdit kabul edeceğiz.” Millî Güvenlik Kurulu Güneydoğu’da fiilen paralel devlet kurulurken bunu kendisine tehdit olarak görmüyorsa, hayali paralel devletle mücadele olarak görüyorsa burada bir garabet var. O zaman Millî Güvenli Kuruluna da gerek yok demektir. Açıkçası bu anlayışı da gerçekten anlayamıyorum, yani oradaki gerçek anlamda olan paralel devlet kuruluyor Bir cümleyle söyleyeyim, açıklamada diyor ki: “Peşmergeler Kürdistan’dan geldiler, Kürdistan’dan geçtiler, Kürdistan’a gittiler.” Neresidir bu sözde “Kürdistan?” Dikkatinize sunuyorum! “Hayali Paralel” devleti tehdit olarak gören anlayış güvenliğimizi nasıl sağlayacak! Başka hiçbir şey söylemiyorum.

Türkiye’nin Temel Sorunu: Ahlaki Yozlaşma!

En önemli kurumlarımızdan Diyanet İşleri Başkanlığımız var. Neden en önemli diyorum? Maalesef dinin siyasete alet edilmesini önleyemiyoruz, siyaseten bunlar hep oluyor, hep konuşuluyor. Din sömürüsünün ötesinde, Sayın Başkanım, yurt dışı seçimlerle ilgili diğer bakanlarımıza sorduk, gerekli çalışmaları yapın diye sabah da konuştuk ama ben kendim gittiğimde çok net bir şekilde gördüm ki maalesef Diyanetin görevlileri iktidar partisinin görevlisi gibi çalışıyor. Yani bu çok acınacak bir durum Biz içerideki din görevlilerinden şikâyet ediyorduk, dışarısı çok daha bariz hâle gelmiş, birkaç ülkede kendim bizatihi gittiğim yerlerde gördüm. Diyanet İşleri Başkanlığının buradaki görevi hakikaten çok önemli çünkü şu anda her ne kadar ekonomik sorunlar var, az önce bahsettiğimiz güvenlik sorunları var ama ben bu zamanda Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisinin –Başbakanın tabiriyle söyleyeyim, “Restorasyon.” diyordu– ahlaki restorasyon olduğunu düşünüyorum. Yani ahlak kurallarında ve dinin gerçekten anlatılmasında, öğretilmesinde, bir gelenek gibi algılanmasının ötesine geçilerek özünün anlatılmasında Diyanet İşleri Başkanlığımıza büyük görev düşüyor. Aksi takdirde bu ahlaki yozlaşmayı önlememiz zor. Ama gösteriş için, siyaset için yapılan eylemlerle değil, gerçekten dinin özünü anlatacak önlemlerle bunu yapabiliriz. Bunun için başta kendi görevlilerimiz olmak üzere topluma genel bir dinin özünü anlatmaya, dinde öze dönüşe geçmemiz lazım. Artık her şey şekilcilik haline gelmiş. İşte, bunu bu hâle getiren de maalesef siyaset kurumudur.

Onun için, hep dedik: Atatürk’ün yaptığı gibi Diyanet İşleri Başkanlığı siyasetin üstünde kalmalı. Toplumsal olarak eğer biz Türk kültürünü alıp bir Türk-İslam medeniyetine dönüştüreceksek burada Diyanet İşleri Başkanlığının bu hususları algılattırmasında, anlatmasında önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum.

BİMER Sadece Yandaş İşadamlarının İşine Yarıyor!

Bu BİMER’le ilgili bir şeyler söyleyeceğim. Ermenek’te hala kurtarma çalışmaları devam ediyor. Bunun üzerinden de siyaset yapacak değiliz. Bir an önce de işçilerimize ulaşmalarını, çalışmaların sonuçlanmasını temenni ediyoruz. Ama orada da dikkatimi çeken şu: Bakanlarımız “Bize keşke şikâyet etseydiniz.” diyor, Sayın Başbakanımız da aynısını söylüyor ama baktık ki BİMER’e 150’ye yakın şikâyet gelmiş, ama gerekli önlem alınmamış. Biz BİMER’i şuradan hatırlıyoruz: Hani o “Bir bankayı batıralım.” diye uğraştığınız konuda yani 17-25 Aralık operasyonlarının üstünü örtmek için yapılan çalışmaların içerisinde, “tape” lerde bir iddia vardı. Sayın Başbakan bir iş adamıyla konuşuyor: “Ya, mübarek, BİMER’e şikâyet etseydin hiç olmazsa, itiraz etmediniz mi?” “Etmedik.” diyor,  “O zaman bir dilekçe yaz. Başbakanlık Teftiş Kuruluna ve BİMER’e gönder biz hallederiz” diyor. BİMER herhâlde ancak iş adamlarının şikâyetlerini alıp Sayın Başbakana iletiyor gibi görünüyor, vatandaş şikâyetlerini de biraz daha ciddiye alsa, şu elim kazaların önüne geçilse daha iyi olur diye düşünüyorum.

Vakıfbank Hisseleri Satılırsa Vakfedenlerin Bedduası Tutar!

Son olarak, Vakıfbank ile ilgili  gelen kanun teklifi çok ağır şeyler içeriyor, biz bütçeden sonra çalışacağız. Yani bu mal mülk kimin? Bizim İşsizlik Sigortası Fonu gibi, devlet alıyor, işsizin parasını istediği gibi kullanıyor. Yarın bu vakıfların, belli amaçlarla kurulmuş olan vakıfların hisselerini biz kafamıza göre bir şekilde satarsak bunun çok ağır veballeri de olur. Bunu vakfedenlerin belli amaçları vardır, bu hisseler de bunlara aittir. Ben bir şey demiyorum, Fatih Sultan Mehmet’in gazabını, sadece bedduasını hatırlatıyorum: “Benim aldığım toprakları birilerine peşkeş çekenler…” diye devam eden bir bedduası var, yarın o vakfedenlerin bu bedduasıyla karşılaşırlar. Bu Vakıfbank meselesini de Vakıflar Genel Müdürlüğü olarak, bunun şu anda yönetimini yapan vakıflar adına ilgili birim olarak bir daha düşünmekte, gerekirse Bakanlar Kurulunda yeniden bunu bir gündeme alıp, diğer bakanlarımıza da bunun sadece ekonomik bir olay olmadığını, bunun vebali olduğunu bence anlatmak gerekiyor diye düşünüyorum.

 

Cumhur İttifakı Millet Aklı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*