Genel Başkanımız Sayın Devlet BAHÇELİ’nin Seçim Beyannamesi’nin açıklanması münasebetiyle yapmış oldukları konuşma

Cumhur İttifakı Millet Aklı

Beyannamemiz bir gelecek projesi, bir gelecek tasarımıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin mimarı da Türk milliyetçileridir.

Bağımsızlığımızın manifestosu milliyetçi vicdanlarda yazılmıştır.

Gelecek Türk milletinindir.

Gelecek Türkiye Cumhuriyeti’nindir.

Gelecek Milliyetçi Hareket Partisi’nin omuzlarında parlayacaktır.

Türkiye’nin geleceğinde AKP denen çıkar ve soygun ittifakı yoktur.

Erdoğan karanlık bir devrin günah yuvasıdır.

Şimdi Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi kalkmış millikten bahsediyorlar. Tıpkı İblisin sevaptan bahsetmesi gibi.

Düne kadar “Her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına alıyorum” diye höyküren bu BOP’çu değil miydi?

Kamu kurum ve kuruluş tabelalarındaki TC ibaresini sildiler.

Ne mutlu Türküm diyene sözünü dağdan taştan kazıdılar.

Biz olmasaydık, AKP ile PKK çoktan Türkiye’nin fişini çekmişlerdi.

13 yıldır rüşvetçiler hükümettedir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin amacı tek başına iktidardır.

PKK yol kesmiş, AKP çözüm demiştir.

20 Temmuz’dan bu tarafa dökülen her şehit kanının vebali Erdoğan’ın üzerindedir.

Türkiye’de her kesim AKP mağdurudur.

MHP ülkenin geleceğidir, ülke sizin karar sizindir.

Seçim Beyannamesi

Büyük Türk Milleti,
Muhterem Vatandaşlarım,
Değerli Ülküdaşlarım,
Kıymetli Dava Arkadaşlarım,
Saygıdeğer Hanımefendiler, Beyefendiler,
Medyamızın Sayın Temsilcileri,

Sizleri hasretle, muhabbetle selamlıyor, her birinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Kahraman bir ecdadın kahraman nesliyle geleceğe uzanıyoruz.
Diyor ya merhum Hüseyin Nihal Atsız:
Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından,
Koşar adım gitmeli onların arkasından.
Kahramanlık; içerek acı ölüm tasından,
İleriye atılmak ve sonra dönmemektedir.

Biz girdikleri kutlu ve bir o kadar da tehlikeli imtihanlardan dönmeyi aklından geçirmeyenlerin varisleriyiz.

Biz kahramanca yaşamış, kahramanca ömür geçirmiş ve ardından son nefesini vermiş büyük bir neslin devamıyız.

Geçmişten bugüne değin elden ele, dilden dile, gönülden gönüle taşınan emanetlerin büyüklüğünü biliyoruz.

Bize düşen görev ise bu ulvi emanetleri bugünün hudutlarından kazasız belasız geçirip geleceğin parlak ufuklarına ve orada bekleyen hilal bakışlı kuşaklara sağ salim teslim etmektir.

Manevi vebalin farkındayız.
Destansı fedakârlıklarla temelleri kazılan, çetin mücadelelerle çatısı örülen bir geçmişi geleceğin tertemiz ruhuyla buluşturmalıyız.

Gelenekten geleceğe, geçmişten yüksek hedeflere bir köprü kurmak, bunu da emniyete almak durumundayız.

Kim ne yaparsa yapsın, neyle meşgul olursa olsun, biz yolumuzda kararlı şekilde yürümeli, ülkenin geleceği için çalışmalıyız.

Müdafaa ve muhafaza etmek zorunda olduğumuz; bir irfan, bir iddia, bedeli kanla ödenmiş bir millet varlığı vardır.

Unutmayalım ki, geçmiş geleceği gözyaşlarıyla sular.
Gelecek geçmişin bağrından filizlenir ve ona eklemlenerek ebediyete akar.

Bu akış durur, bu akış engellenir, bu akış tıkanırsa bozgun kaçınılmaz, imha mukadder olur.

Bu itibarla vakit ülkenin geleceğine sahip çıkma ve bu doğrultuda söz söyleme günüdür.

Milliyetçi Hareket Partisi; aziz milletimize ülkenin geleceği için oy ver çağrısı yapmaktadır.

Her türlü hile, desise, ayak oyunu, entrika ve dalavereyle yenilenme kararı alınan 7 Haziran seçimlerinden sonra, şimdi önümüzde 1 Kasım randevusu bulunmaktadır.

25. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri’nin sonuçlarını hazmedemeyen, milli iradenin tercihini kabullenmeyen kaçak saray ve uşakları bir kez daha seçim kartını masaya koymuşlardır.

AKP Türkiye’ye rest çekmiştir.
Erdoğan tuzak kurmuş; Davutoğlu figüran olmuş, AKP ise siyasi operasyon aracı gibi kullanılarak Türk milletinin demokratik seçimi yok sayılmıştır.

Ve nihayetinde Türkiye 5 aylık bir arayla ikinci kez sandık başına gidecektir.

Bu durum siyasi tarihimizde bir ilktir.

Demokrasi düşmanlarının, milli irade kaçkınlarının, milliyet karşıtlarının oyunlarını bozmak için yeni bir imkan önümüzdedir ve buna da yalnızca 28 gün kalmıştır.

1 Kasım 2015 tarihinde yapılacak 26.Dönem Milletvekilliği Genel Seçimleri için geri sayım başlamıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi 1 Kasım’a tüm imkanlarıyla, tüm kaynak ve potansiyel gücüyle hazırlanmaktadır.

Başarmak için sabırsızız. Çünkü kendimize güveniyoruz.

İktidar olmak, Türkiye’nin yönetimini üstlenmek için azimli ve inançlıyız. Çünkü başka bir seçeneğin olmadığını görüyoruz.

Bu vesileyle Seçim Beyannamemizi özet halinde takdim edip, siyasi değerlendirmelerimi ana hatlarıyla paylaşacağım bugünkü görkemli toplantımıza hoş geldiniz diyorum.

Geçtiğimiz günlerde Haç ibadetlerini yaparken gerek vinç kazasında, gerekse de Mina’daki izdihamda hayatlarını kaybeden din kardeşlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.

Kurban Bayramı süresince meydana gelen trafik kazalarıyla, Ankara Dikimevi’ndeki elim kazada vefat eden vatandaşlarımızla birlikte,

Tarih boyunca vatan ve millet yolunda mücadele veren, şehadet şerbetinden içen kahraman ecdadımıza; teröre karşı bedenini siper eden, gözünü kırpmadan hainlerin karşısına dikilen aziz şehitlerimize de Cenab-ı Mevla’dan rahmet diliyorum.
Hepsinin ruhu şad olsun.
 

Değerli Dava Arkadaşlarım,
Saygıdeğer Misafirler,

Bugün açıklayacağımız beyannamemiz bir gelecek projesi, bir gelecek tasarımıdır.

Beyannamemiz Türkiye’nin biriken sorunlarına, ağırlaşan gündemine yönelik geceli gündüzlü gayretlerle hazırlanmış etkili ve köklü bir cevaptır.

Bu cevapta mağdura, mazluma, mahzun bakışlara umut vardır.
Bu cevapta sosyal ve siyasal krizlere çare vardır.

Bu cevapta iç ve dış politikaya milli ve gerçekçi yorum vardır.

Bu cevapta Türkiye’nin geleceği güvenceye bağlanmıştır.

Biz bugünü gözden kaçırmadan, anı ihmal ve ikinci sıraya atmadan geleceği inşa etmek, geleceğin istikametini çizmek istiyoruz.

Biliyorum, inkar eden çok çıkacaktır. Biliyorum, dudak bükenler, alaya alanlar da hemen kendilerini belli edecektir.

Zira Türkiye’nin şu günkü ortamında milliliğe yabancı ve hasmane bakanların sürüsüne berekettir.

Fakat inkârcılar sızlanıp yüzlerini buruştursalar da, Türk tarihinin şeref nişanesinin Türk milliyetçilerine ait olduğunu hiçbir mihrak saklayamayacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin mimarı da Türk milliyetçileridir.

Bağımsızlığımızın manifestosu milliyetçi vicdanlarda yazılmıştır.

Dikkat ediniz; Türk milliyetçiliği hem ülke kurtarmış, hem de ülke kurmuştur.

Bu yüzden kurtarıcı ve kurucu bir vizyonun, çağını milliğin kurumayan mürekkebiyle yazan bir zihniyetin geleceği düşünmesi, gelecek için devreye girmesi mecburi olduğu kadar ihmal edilemeyecek bir vatan görevidir.

Gelecek Türk milletinindir.
Gelecek Türkiye Cumhuriyeti’nindir.
Gelecek Milliyetçi Hareket Partisi’nin omuzlarında parlayacaktır.

Bu nurlu gelecek için ter akıtacak, feragat ve ferasetle emek verecek inanmış, imanlı, milliyetçi ve ülkücü yürekler de burada, bu salondadır.

Türklüğün jeopolitiği insanlığın önüne yeni çığırlar açacak kadar bereketli, bölgesel ve küresel emperyalizmin oyununu bozacak kadar da barış ve kardeşlik yanlısıdır.

Bugün kaybedilmiş olabilir.
Son 13 yıl israf ve heba edilmiş de görülebilir.

Ancak geleceğin rotasını belirlemek, geleceğin yol haritasını tahayyül etmek elimizdedir.
Bir ülküsü olan elbette geleceği kafasında ve vicdanında şekillendirecektir.

Bunun da ilk yolu ülkenin geleceğine samimiyetle, karşılık beklemeden, bir vecd haliyle hizmet etmektir.

Mevzu milletimiz lehine olduktan sonra hayallerimizin sınırı yoktur.
Biz geleceği; hainlerin, işbirlikçilerin, Türklüğe diş bileyen köksüz ve kimliksizlerin tasallutundan kurtarmayı kafamıza koyduk.

Bunu da başaracağız.

Huzurlarınızda kararlı bir şekilde haykırıyorum:

Türkiye’nin geleceğinde AKP denen çıkar ve soygun ittifakı yoktur.
Türk milletinin yarınlarına, saray serumuyla güç bela canlılık emaresi gösteren “Bozgun Ahmet” yön veremeyecektir.

Recep Tayyip Erdoğan Allah’ın izniyle istikbalimizde söz ve pay sahibi olamayacaktır.

Erdoğan karanlık bir devrin günah yuvasıdır.

Erdoğan demokrasiyle gelip demokratik değer ve kültüre ilk taşı atan, ilk hançeri batıran nankörlerden birisi, belki ilkidir.

Davutoğlu ise bu yuvada gözlerini açan, bu yuvada kundağa alınarak irade ve karakter nakli yapıp ruhunu koltuğa değiştiren aciz ve esasen yardıma ihtiyacı olan bir şahsiyettir.

Şimdi bu ikili kalkmış millikten bahsediyorlar. Tıpkı İblisin sevaptan bahsetmesi gibi.

Bunlar kalkmış yerlilikten bahsediyorlar. Tıpkı cenaze törenine katılan katilin maktulü övmesi ve ah vah etmesi gibi.

Erdoğan sıkıştı mı, işler sarpa sardı mı hemen milliği hatırlamaktadır.

Fakat mizaç ve müktesebatına yabancı geldiğinden milliği de yanlış anımsamakta, üstelik bunu da bambaşka bir üslupla aktarmaktadır.

Sanıyorlar ki, milli demekle milli olunur.

Sanıyorlar ki, Rabia işaretine hapsedilmiş vatan, bayrak, millet ve devlet kavramlarını farklı mahfillerde söyleyince milli kalınır.

Yok öyle yağma. Millik; ayakkabı kutularına, para kasalarına, vakıf adı altında kurulan tahsilat ve rüşvet merkezlerine ahlakını rehin bırakmışların harcı değildir.

Anayasal sınırlarını açıkça çiğneyen Erdoğan için asıl maksat 1 Kasım seçimlerine milliyetçi yığınak yapmak ve Milliyetçi Hareket Partisi’nden sözde oy aşırmaktır.

Davutoğlu da saraydan verilen ev ödevleri kapsamında bu amaca hizmet etmektir.

Yani Türklüğün yaşayan iki düşmanı, bölücülüğün iktidardaki iki elebaşı, milliyetçiliği alet ederek 1 Kasım’da AKP’nin tek başına iktidarı için sinsi bir siyasi faaliyet yürütmektedir.

Ancak şer oyunları bozulacak, hayal ve hırslarının kurbanı oldukları da inşallah görülecektir.

Düne kadar şanlı Türk bayrağını tahrik unsuru gören bu Erdoğan değil miydi?

Düne kadar “Her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına alıyorum” diye höyküren bu BOP’çu değil miydi?

Kamu kurum ve kuruluş tabelalarındaki TC ibaresini sildiler.

Ne mutlu Türküm diyene sözünü dağdan taştan kazıdılar.

Devlet nişanındaki TC ifadesiyle Atatürk siluetini kaldırdılar.

“Türk’üm, doğruyum” sözlerinden gocundular Andımıza saldırdılar.

“Ey Türk Gençliği” seslenişinden ürktüler, Gençliğe Hitabeyi kafayı taktılar.

Tarihimizde kara bir leke gibi duran isyankarları, devlete baş kaldırmış, milletin kanını dökmüş teröristleri alkışladılar, özürler dilediler, adlarına anıtlar yaptırdılar.

Bunların yatacağı yer, sığınacağı delik yoktur.

Bunların milli vicdanda affı da mümkün değildir.

Türkmenlerin canını alan Barzani’yle Erbil’de sıra geceleri düzenleyip sazlı sözlü, çiğ köfteli eğlence ortamlarında sarılıp kucaklaşan, şimdilerde millik taslayan Erdoğan’dı.

Aziz Türk milletinin gözü önünde, Diyarbakır’ı ihanet üstüne çevirip 37 yıl sonra bir PKK’lıyı Türkiye’ye getirip megri megri söyleten, yine Barzani’nin başından konfetileri sevgiyle temizleyip Kürdistan diyen aynı Erdoğan’dı.

Türklükle karşıma gelmeyin tehdidi savuran Kandil misyonerinin kim olduğunu şüphesiz sizler iyi biliyorsunuz.

Bitmedi.

Habur’da teröristleri muzaffer bir ordunun geriye dönen neferleri gibi, davul ve zurnayla yeri göğü inleterek karşılayan, karşılanmasına zemin hazırlayan şerefsizlerden ne milli ne de yerli bir irade duyulacaktır.

Bugün millik diyenler, dün milliyetçilere en ağır, en galiz küfürlerle saldırıyorlardı.

Bugün millilik maskesi takanlar, milliyetçiliğe ve milliyetçilere tezgah kuruyorlardı.

Milli ne varsa, yerli ne görüyorlarsa savaş nizamına geçip ateş açanların, fitne saçanların kaçak sarayda sırtı sıvazlanıyordu.

Irkçı, kafatasçı dediler, aldırmadık.
Faşist, cahil dediler, oralı olmadık.
Kandan geçinen, ölümden beslenen, morg bekçileri, Fatiha bilmeyenler diye suçlandık; bu da geçer diye sabır gösterdik.

Biliyorduk ki, MHP’ye düşmanlık kuyruğuna girenler Sevr’in yarım kalan hesaplarını görmek için memur edilmişlerdi.

Biliyorduk ki, Türk ve Türk milletinin her değerine kin duyan iktidar mensupları; tarihi şark meselesinin, yani Türkleri Anadolu’dan atma planının piyonları olarak seçilmişlerdi.

Bu hıyanet hesaplarının önünde Bozkurt gibi dikilen MHP bunlara göre tehdit ve engeldi.

Bunun için Türk milliyetçiliği kötülenmeli, aşağılanmalıydı.
Ülkücüler tahrik edilmeli, küçümsenmeli, yavaş yavaş budanmalıydı.

13 yıldır Türkiye’yi kuşatma altına alan AKP, MHP’yi zaafa sürüklediği takdirde ülkeyi de yıkıma götüreceğinin farkındaydı.

Bu nedenle Erdoğan’ın MHP düşmanlığı boşuna değildir.

Davutoğlu’nun MHP alerjisi, AKP yönetiminin MHP öfkesi tesadüf görülmemelidir.

Biz olmasaydık, AKP ile PKK çoktan Türkiye’nin fişini çekmişlerdi.

Biz olmasaydık, müzakere ortakları Erdoğan ve Öcalan Türkiye Cumhuriyeti’ni çökertmiş olacaklardı.

Biz olmasaydık, Oslo’da, İmralı’da, Kandil’de verilen sözlerin hepsi gerçekleşecek, Türkiye’nin tarihten kaydı düşülecekti.

Bu salonu dolduran yiğit kardeşlerim itiraz etmese, milli ruh ve asalet oyunları bozmasaydı; çökmüş bir devletin yasını, iç savaş şartlarına düşmüş bir milletin matemini, eğer halen hayattaysak tutuyor olacaktık.

Hep aramıza nifak sokmaya çalıştılar. Bunu gördünüz, bunu yaşadınız.

Hep üzerimize geldiler, içimizden devşirdikleriyle hisarlarımızda gedik açmaya çalıştılar.

Ama dün başaramadılar, Allah’ın izniyle gelecekte de asla başaramayacaklar.
 

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Siyasi ikbal ve menfaat uğruna devamlı surette kılık değiştiren; sırf koltukta oturabilmek, iktidarda kalabilmek uğruna her mihnete, her rezilliğe, her çirkinliğe tamam diyecek bir kadro Türkiye’nin başına musallat olmuştur.

13 yıldır rüşvetçiler hükümettedir.

13 yıldır yan kesiciler, yağma ve arazi vurguncuları saltanat sürmektedir.

Haram zirvede, helal diptedir.
Hıyanet baş tacı, haysiyet baş aşağıdır.

Türkiye alan ve zemin kaybetmektedir.

Mazisi 92 yılı bulan Türkiye Cumhuriyeti kendine özgü bir fetret devri yaşamaktadır.

AKP’nin süreç ortağı PKK aziz milletimize kanlı namlusunu doğrultarak gün be gün evlatlarımızı şehit etmektedir.

20 Temmuz’dan beri yaşanan terör saldırıları korkunç boyuttadır.

Çözüm süreciyle terörün biteceğini, barışın geleceğini, silahların susacağını, kanın duracağını söyleyen yalancılar bugünlerde yüzünü saklamaktadır.

Erdoğan 11.Muhtarlar Buluşması’nda diyordu ki; “Tayyip Erdoğan yalandan en çok kaçınan insandır.”

Yalandan kaçındım derken bile yalan söyleyen, yalan çıtasını sürekli yükselten, baştan ayağa yalan olup çıkan yalan ustasına kanacak kimseler kalmamıştır.

Analar ağlamasın propagandasından ne mutlu şehit analarına sözüyle dümen kıran utanmazların ipliği pazara çıkmıştır.

AKP, PKK’yı diriltmiş, adeta eline silah vermiştir.

Şimdi sizlerle ve büyük milletimizle yaklaşık 2,5 aylık kayıplarımızı içim yanarak paylaşmak istiyorum:

20 Temmuz 2015 günü, Adıyaman’da PKK’lı teröristlerin şehit ettiği Jandarma Uzman Onbaşı Kayserili Müsellim Ünal ile başlayan şehadetler serisi hepimizi kahretmiştir.

O günden bugüne; 83’ü asker, 68’i polis, 4’ü korucu olmak üzere 155 millet evladı şehit düşmüş, aralarında çocuklarında bulunduğu 66 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.

152 sivil vatandaşımız, 130 askerimiz, 97 polisimiz, 11 korucumuz ise yaralanmıştır.

Ve daha kimlerin şehit olacağı ya da yaralanacağı ise bilinmezliğini korumaktır.

Bu tablo karşısında hangi vicdan sahibi susabilecektir?

Bu kanlı mizan karşısında insanım diyen hangi varlık tepkisiz duracak, hangi cesaretle çözüm ve barış laflarını seslendirebilecektir?

Erdoğan sarayında huzurlu ve rahat bir şekilde uyuyabilmekte midir?

İki lafından biri kamu düzeni olan Davutoğlu, sarayın arka bahçesinde keyifli bir şekilde oturabilmekte midir?

Erdoğan 1 Ekim’de, TBMM’de yaptığı, belki de ilk defa yaşanan örtülü miting konuşmasında grubumuzun sıralarına dönerek rahatsız mı oldunuz diye sormuş, terörün akrep gibi eninde sonunda taşıyanları da sokacağını söylemiştir.

Evet biz Erdoğan’dan, sözlerinden, soygun hanedanından rahatsızız, buna da devam edeceğiz.

Sırtında taşıdığı akrebin ise kendisini sokması meselemiz değildir.

Bizim dert ettiğimiz Erdoğan’ın bakımıyla büyüyen ve irileşen bu akrebin milletimizi zehirlemesidir.
Buna da izin vermeyeceğiz.

Yemin ettik, Allah şahidimiz olsun ki; akrebi ayağımızla ezeceğimiz gibi, sahiplerinden millet namına mutlaka hesap soracağız.

Yıllarca verilen tavizler PKK’ya cesaret aşılamıştır.

Kanlı terör örgütü AKP’yle bir olup Türkiye’yi masaya yatırmıştır.

2002’de terör sıfırlanmış, Davutoğlu’nun gerçekleri saptırarak beli kırıldı iddiası o tarihte asıl manasını bulmuştur.

Bugünkü terör cinnetinin arka planında Erdoğan’ın mimarı olduğu süreç ihaneti, bölücülüğe şaşkın, gayri milli ve sorunlu yaklaşımı vardır.

Maalesef AKP, PKK’ya cephanelik vermiş, militan devşirilmesini sessizce izlemiş, cinayetlerin tahkimi için siper kazmıştır.

Hatta AKP, PKK’yı iktidara taşımış, bakanlık koltuğu bile verecek kadar ardan, namustan ve milli vakardan uzaklaşmıştır.

PKK yol kesmiş, AKP çözüm demiştir.

PKK haraç toplamış, insan kaçırmış, şehirlere inmiş; AKP dağlardan çiçek böcek toplayacağız hayaliyle milleti avutmuştur.

PKK, Doğu ve Güneydoğu’yu silahlarla doldurmuş, dağa taşa bomba döşemiş; Erdoğan valilere operasyon yapmayın emri vermiştir.

Terör örgütü PKK; devletin egemenlik haklarına saldırırken buna göz yuman, alttan alan, sakın karşılık vermeyin diye talimatlar yağdıran işbirlikçilerin adı, sanı, mevki, makamı ne olursa olsun; bunlar topluca vatana ihanetten mutlaka yargılanacaklardır.

Bize teröristlerin silah bırakacağı söylenmişti, meğer silahları indiren Türkiye olmuştur.

Bize teröristlerin silahları gömeceği kibirli ve üstten bakan bir ifade tarzıyla duyurulmuştu, oysa silahı saklayan, namluyu yere çeviren güvenlik güçlerimiz olmuştur.

Erdoğan ve Davutoğlu Mehmetçiği kışlasına, polisi karakoluna zorlaya zorlaya çekmiş, PKK’ya buyur etmişlerdir.

Doğal olarak meydan da teröristlere kalmıştır.

Valilere operasyon izni vermemek hangi akla hizmettir?

PKK’nın silahlanmasını alçakça seyretmek, dağ ve şehir kadrosuna takviyeyi zelil bir iradeyle geçiştirmek, sonra da çözüm şarkılarıyla Türk milletine kast etmek nasıl bir çürümüşlüktür?

20 Temmuz’dan bu tarafa dökülen her şehit kanının vebali Erdoğan’ın üzerindedir.

Ve hepsinden önemlisi, 7 Haziran sonrası terör olaylarının niçin arttığı henüz cevabını bulamamış bir sorudur.

Suruç’taki katliamı soran ve soruşturan görülmemektedir.

Gizli bir el, derin bir nefes Suruç’un konuşulmasına adeta sansür koymuştur.

Koalisyon kurulma süreciyle terör saldırıları arasında nasıl bir bağ ve bağlantının varlığı yorum ve izaha muhtaç bir konudur.

AKP ile PKK’nın kan üzerinden pazarlığa tutuşmasıyla terörün tırmandırıldığı, böylece Türkiye’nin bir istikrarsızlık çemberine alınmak istendiği kuşkusu bizde çok güçlüdür.

Erdoğan’ın 400 vekil olsaydı terör olmazdı sözü esasen gizli bir itirafname gibidir.

Buradan çıkardığımız sonuç şudur: AKP 7 Haziran’da 400 vekil kazansaydı PKK saldırmayacak, ülkede huzur havası hakim olacaktı.
Erdoğan’ın kastı budur.

O halde terörün sevk ve idare merkezinde iktidar hesapları vardır.

Erdoğan 17-25 Aralık’tan dolayı yakayı ele vereceğinden korktukça şuurunu kaybetmiş, terörün önündeki bariyer ve duvarları birer birer kaldırmıştır.

Eğer, PKK’nın hain saldırılarında Erdoğan ve Davutoğlu’nun en ufak bir desteği, yönlendirmesi ve teşviki tespit edilir ve bu şüpheler somut delillerle sabitleşirse; herkes bilsin ki, sarayı bunların başına yıkarız.

O zaman el mi yaman bey mi yaman herkes görecektir.

AKP ile PKK’nın uzlaştığı, teferruatlar dışında anlaşmaya vardığı bellidir.

Erdoğan Oslo’da PKK’ya özerklik sözü vermiştir. Şahitlerin ifadesi böyledir.

Erdoğan Oslo’da PKK’ya İmralı canisinin serbest kalmasının güvencesini sunmuştur.

Arabulucuların ihbarı da bu şekildedir.

Erdoğan Oslo’da teröristleri af garantisiyle umutlandırmıştır.

Kısaca Erdoğan PKK’ya hiçbir değerinde katkısı olmayan aziz vatanı peşkeş çekmiştir.

2 Haziran 2015 tarihinde Elazığlı kardeşlerimin huzurunda, halen cevabını alamadığım şu soruları Erdoğan’a sormuştum:

1- İmralı canisiyle mektuplaştın mı? Öcalan canisinin İmralı adasından günü birlik giriş-çıkışlarına onay verdin mi? Ve şahsen temas kurdun mu?

2- Kandil’deki PKK’lılara dinlenmesin diyerek kriptolu telefon gönderdin mi? Terör baronlarıyla telefon görüşmeleri yaptın mı?

3- Bülent Arınç’a yönelik düzmece suikast iddiasından sonra, girilen kozmik odalardan gasp edilen devlet sırları, en mahrem bilgiler kimlerin eline geçti? Şu anda Türkiye’nin güvenlik kartları hangi mihrakların kontrolündedir?

4- KCK’nın kuruluşunda katkın ve dahlin var mı?

5- PKK ve HDP’ye başkanlık karşılığında federasyon ümidi verdin mi?

Erdoğan’ın yüreği varsa, kendinden eminse, örtbas edeceği karanlık bir ilişkisi yoksa bu sorularımı cevapsız bırakmaz.

AKP ile PKK’yı, AKP ile HDP’yi birbirinden ayırt etmek artık kolay değildir.

Siyasi taktik gereğince HDP’yi eleştiren, hakaretler yağdıran, mangalda kül bırakmayan bu zihniyetin; gerçek anlamda bu terör imalatından hiçbir farkı yoktur.

AKP, PKK’sız; PKK’da AKP’siz bir hiçtir.

Bu itibarla 1 Kasım’da AKP’nin gerilemesi, oy kaybetmesi, iktidardan olması teröre indirilecek en ciddi milli darbe olacaktır.

AKP, PKK’nın hayat iksiri, diğer yanağıdır.

Şehide kelle diyen, askeri zindanlara tıkan, devlete paralel eklemeler yapıp, işler ters gidince kıyameti koparan Erdoğan bölücülerin iftihar listesindedir.

Türk düşmanlarının Türkiye’de iktidar olması artık milletimizin kaldıramayacağı bir zulümdür.
Bu zulme çanak tutmak da zulümdür.

Zulme rıza göstermek de zulüm olarak anılacaktır.

AKP’ye oy veren kardeşlerim başta olmak üzere, tüm vatandaşlarıma  sesleniyorum; zalimleri tahtından indirmek için ülkenin geleceğine oy verelim.

Terörsüz, tereddütsüz bir Türkiye için ülkenin geleceğine oy verelim.

Göbeğinden icazetli, emir kumandayla çalışan, saray süsü bozgun Ahmet’in dinlenmesi, layık olmadığı mevkiden alınması için ülkenin geleceğine oy verelim.

Gelecek MHP’dir, MHP ise gelecek demektir.

Ve MHP iktidara hazırdır.

MHP her sözünde haklı çıkmıştır.

Eleştirilerimiz isabetle yerini bulmuştur.

Biz bugünleri seneler evvel gördük ve muhataplarını devamlı ikaz ettik.

Elbette ki elimizin altında ne devletin istihbarat bilgileri vardı, ne güvenlik güçlerinin imkanlarına ilişkin ayrıntılı bilgiler.

Bizler konuya ilişkin bütün kanaatlerimize yüksek milliyetçiliğin bizlere kazandırdığı şuur çerçevesinde düne, bugüne ve yarına bakarak ulaştık.

Tahlillerimizde iki şeyi çok iyi biliyorduk.

Bunlardan biri artık her konuda sabıkalı olan, foyası ortalığa dökülmüş basiretsiz ve ilkesiz AKP hükümetlerinin teslimiyete dayalı icraatlarıydı.

Diğeri ise yaklaşık otuz yıldır Türk milletinin başına bela olmuş kanlı terör örgütünün yapısı, hedefi, alışkanlıkları ve saldırı şekillerinin ortaya çıkmış olmasıydı.

Bu iki bilinenden ileriye dönük sentezleri yapmak için geriye yalnızca milli bir vizyon, samimi bir ahlak ile tarihe ve ecdada hürmet kalıyordu.

Bu açıdan bütün öngörülerimizin haklı çıkmış olması bir tesadüfün sonucu değildir.

Bu hasletlere sahip olmanın eseridir.

Ve bütün karanlık gelişmeleri anlamamak veya anlayamamak için ancak Recep Tayyip Erdoğan olmak gerekir.

Tekraren söylüyorum ki doğru düşünmek ve yorumlamakla haklı çıkmak arasında kaçınılmaz bir bağ vardır.

Ve maalesef haklılığımızı ortaya çıkartan gelişmeler yüzlerce kahramanımızın ve vatandaşımızın kaybıyla sonuçlanması bakımından keşke diyoruz biz haklı çıkmasaydık:

Türkiye’nin ve Türk milletinin temel değerleri ile oynamayın, tahrip ederseniz, tarihi bir yanlışa girmiş olursunuz dedik, haklı çıktık.

Türk milleti bütündür, meselelere kavmiyet körlüğü ile bakarak 36’ya bölmeyin kutuplaşmayı körüklersiniz dedik, haklı çıktık.

Milli kimliğin tartışılmasına zemin hazırlamayın milletimizi ayrılığa ve kamplaşmaya sürüklersiniz dedik, haklı çıktık.

Dayatılmaya çalışılan açılım denen yıkımın devlet ve millet yapımız için tehdit olduğunu, aktörlerinin gaflet ve ihanet içinde bulunduklarını söyledik, haklı çıktık.

Çözüm süreci PKK ile pazarlıktır; pazarlıkla terör durmaz, teröristlerin silahları alınmadan, bunlar teslim olmaya zorlamadan bu iş kendiliğinden yalvararak veya bekleyerek çözülmez dedik, haklı çıktık.

Kılavuzu İmralı canisi, taşeronu Erdoğan ve şahitleri AKP-HDP olan PKK patentli bölünme projesinin Türkiye’nin hayrına olmayacağını söyledik, haklı çıktık.

PKK silah bırakmaz, betona ve magmaya silah gömmez; kimseyi kandırmayın, aklınızı başınıza alın dedik, haklı çıktık.

Çözüm çözülmedir, İmralı’daki caniyi Kürt kökenli kardeşlerimizin lideri yapmayın, terörle Kürt kardeşlerimizi ilişkilendirmeyin, felaket olur dedik, haklı çıktık.

PKK alan hakimiyeti kuruyor, bebek katilinin mektuplarını okutmayın, PYD ve PKK’yla görüşmeleri bırakın, sonra terörün önüne geçemezsiniz dedik, haklı çıktık.

Teröristlerin karanlık emellerine silahsız çözecekleri ortam sağlayarak onlara kucak açmayınız, şehitlerimizi artırırsınız dedik, haklı çıktık.

Teröristi Kandil’de imha etmeden veya silahsız hale getirmek için ağır darbe vurmadan sorunu çözemezsiniz, saldırılarla sizi masaya oturturlar dedik, haklı çıktık.

İmralı canisinin gönlünü hoş tutarak ve ona kulak vererek, masaya oturarak çözüm aramayın, bölücülüğü cesaretlendirirsiniz dedik, haklı çıktık.

Sokakları muhatap almayın, ayaklanma provalarına göz yummayın PKK’yı canlandırırsınız dedik,  haklı çıktık.

İdamı kaldırmayın,  cezaları hafifletmeyin, sınır ötesi tezkereleri kadük bırakmayın, terörün anladığı dilden cevap verin aksi halde bölücülüğe destek olursunuz dedik, haklı çıktık.

Bölgedeki güvenlik güçleri sorunu en iyi tanıyanlardır, polisi, askeri dikkate alın, onların elini kolunu bağlarsanız bölgeyi PKK’ya bırakırsınız dedik, haklı çıktık.

Güvenliğin temel kurumları olan istihbarat, ordu ve polis teşkilatları üzerinden elinizi çekin, aksi halde mücadeleye zarar verirsiniz dedik, haklı çıktık.

Peşmerge ile teröristle pazarlık yapmayın, bir gece Kandil’de görünün, aksi halde terörü önleyemezsiniz dedik, haklı çıktık.

Hak için, halk için haklı çıktıysak, iktidar hakkımızı da aziz milletimizden istiyoruz.

PKK’nın imhası, bölücülüğün yok edilmesi milliyetçi bir iktidarla mümkündür.

Biz tehlikeleri gördük ve uyardık.
Şimdi yeniden uyarıyoruz, AKP’yle geçecek her an PKK’ya ödül, işgal artıklarına, isyan kalıntılarına ikramdır.

Ya AKP ya aydınlık gelecek; ya AKP ya da iç huzur.

Karanlığı fark etmek için ampulleri söndürmek yeterli olacaktır.
 

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Bizi koalisyon kurmadı diye suçladılar.

Bizim her şeye hayır dediğimizi ileri sürdüler.

Tüm tekliflere kapalı durduğumuzu anlattılar.

Uzlaşmaz olduğumuzu, intihar ettiğimizi, istikrarsızlığa kanat gerdiğimizi söylediler.

İktidardan korktuğumuz ve kaçtığımız yalanına bel bağladılar.
Hazırlıksız olduğumuzu, reddiyeci tavır takındığımızı ifade ettiler.

Havuz ve hıyanet medyasının arşivlerine bakın bunları göreceksiniz.

AKP ile istikşafi ortağı CHP sürekli bu asılsız iftiralarla bizi karalamaya çabalamıştır.

Biz iktidardan kaçmadık, kaçmayız.
Kaldı ki aksi bir tutum var oluşumuzu inkar anlamına gelecektir.

Biz dedik ki; çözümde anlaşanlar samimiyse, Dolmabahçe mutabakatı ekseninde bir araya gelip hükümet kursunlar.

Biz dedik ki, AKP ile HDP; olmadı AKP ile CHP; bu da yetmezse AKP-CHP-HDP bir araya gelsinler.

Soruyorum sizlere, AKP ile CHP 32 gün görüştü, koalisyon kuruldu mu? Elbette hayır.

AKP ile CHP 50 saate yakın orada burada toplanıp, sanki iki yabancı ülkenin partisi gibi birbirini keşfe çıktılar; bir arpa boyu mesafe aldılar mı? Elbette hayır.

Peki, hükümeti kurma görevini uhdesinde bulunduran Davutoğlu CHP’ye koalisyon teklifinde bulundu mu? Bu sorunun cevabı da şüphesiz hayır.

32 gün görüşüp kalan kısa sürede bizden koalisyon kurmamızı beklemek saflık değilse ahmaklık ve zeka noksanlığıdır.

Dahası Davutoğlu’nun hükümet kurma gibi bir niyeti asla yoktu.

Çünkü Erdoğan kafasında seçim yenilenmesini 8 Haziran’dan itibaren planlamış, bu konuda da şartların olgunlaşmasını, ihtimallerin tüketilmesini kurnazca beklemişti.

Erdoğan her fırsatta Meclis’te grubu bulunan siyasi partilere sorumluluk ikazı yaparak koalisyon görüşmelerinin asıl aktörü olduğunu hatırlattı.

Yasa ve Anayasa’yı ihlal ederek bu işte ben de varım dedi.

Davutoğlu’nun ise söz hakkı zaten yoktu ve bu her şeyiyle ortadaydı.

Açık açık söylüyorum; Davutoğlu bize koalisyon teklifiyle gelmedi.

Verilmiş bir kararın ilanı maksadıyla, 45 günlük sürenin dolması için geçerken bize de uğradı.

Davutoğlu bizimle görüştüğünde kendisine 4 teklifimizi kabul ettiği takdirde değil elimizi, gövdemizi taşın altına koymaya hazır olduğumuzu söyledim.

Anayasa’nın ilk dört maddesine dokundurmayız dedik, şaşkın şaşkın, sanki ilk kez duyuyorlarmış gibi ikircikli, bu da nereden çıktı dercesine yüzümüze baktılar.

Çözüm sürecini tamamen kaldıralım, buzdolabında ise fişini çekelim dedik; başlarını öne eğdiler, kulaklarını tıkadılar.

17-25 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Sürecinin üzerine gidelim, ucu kime dokunursa dokunsun failleri adalete teslim edelim dedik; hayır bu bir darbe teşebbüsüdür, dediler.

Erdoğan anayasal sınırlarına çekilsin, parlamenter sistemle oynamasın dedik; olmaz, velinimetimize dokundurmayız dediler.

Şayet bunlar kabul edilmiş olsaydı, Türkiye hükümetsiz kalmayacak, siyasi buhran yaşamayacaktı.

Dolmabahçe’de PKK’nın 10 maddesine evet diyenler, Ankara’da MHP’nin 4 milli ilkesine yüzünü çevirmiş, 7 Haziran seçimlerinin yenilenmesini sağlamıştır.

Kriz mucidi Erdoğan’dır.
Kriz çığırtkanı Davutoğlu’dur
Hırsız dedik, kızarmış ve mahcup biz yüzle hayır dediler.

Hain dedik, telaşla birbirlerine bakarak o kim ki dediler.

Rüşvetçiler kol geziyor dedik, hani nerede, şimdi sırası mı dediler.

Ne dediysek hayır diyen onlardı.

Herkes bilsin ki; koalisyon kurulmamasının azmettiricisi Erdoğan, icracısı Davutoğlu, itirafçısı da tüm gerçekleri korkusuzca açıklayan Bülent Arınç’tır.

Koalisyon kurdurmayan, kurulmaması için görev verdiği Davutoğlu’nu sıkı sıkıya tembihleyen Erdoğan, iktidarı paylaşmamak adına Türkiye’yi uçurumdan aşağı savurmaya hazırdır.

Türkiye’nin 1 Kasım’dan sonra yeni bir bunalım yaşamaması için aziz milletimiz AKP’ye siyasi aldatmanın faturasını çıkarmalıdır.

Ekonomideki kayıpların, dövizdeki ateşin, terördeki yükselişin en yakın sorumlusu Erdoğan ve AKP yönetimidir.

Acaba, 1 Kasım’da sonuçlar beğenilmediği takdirde Erdoğan yine seçimleri yenileyecek midir?

Bu defa da hükümet kurulmasına set çekecek midir?

İnanıyorum ki, muhterem vatandaşlarımız kararlarını verirken ülkenin geleceğini bu kez daha fazla düşünerek oy kullanacaklardır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin amacı tek başına iktidardır.

Bu hususta yegâne güvencemiz aziz milletimizdir.

Eğer algı operasyonlarıyla, anket oyunlarıyla, ahlaki olmayan yöntemlerle 1 Kasım seçimlerinin üzerine ambargo koymaya çabalayanların arzuladıkları gibi bir sonuç alınırsa;

Yani genel olarak medyada servis edildiği üzere, 1 Kasım’ın aşağı yukarı 7 Haziran’ın tekrarı olması halinde, hiç kimse kaygılanmasın.

Böyle bir durum karşısında Milliyetçi Hareket Partisi, PKK uzantısı HDP dışındaki her partiyle, 4 ilkesi saklı kalmak kaydıyla, iktidar kurmaya ve iktidar olmaya vardır, bunu da şimdiden ilan etmektedir.

Türkiye’nin üst üste 1 Kasım’lar yaşamaması için biz sorumluluğa varız.

1 Kasım seçim neticesinin kriz ve kaosa davetiye çıkarmaması için, 4 ilkemizi kabul eden HDP dışındaki her partiyle, diğer bir seçenek olarak, seçim beyannamelerimizi bir hükümet protokolü haline dönüştürmeye peşinen hazırız, bunu da muhataplarımıza bildiriyoruz.

Sandık güvenliği konusunda şimdiden başlayan tartışmaların, Cizre’de bazı mahallerdeki sandıkları taşıma niyetlerinin millet iradesine gölge, devlet egemenliğine leke düşüreceği iyi bilinmelidir.

Devlet demokratik güvenliği sağlamakla yükümlüdür.

Sandık taşımanın sonu yoktur. Ve buna tevessül edilmemelidir.

Neresi olursa olsun, Türk milleti oyunu kullanmak için gerekli özveri ve çabayı kesinlikle gösterecektir.

Türkiye Suriye, Irak, Libya veya herhangi bir Afrika ülkesi değildir.

Hükümet seçimlere şaibe karıştırmadan sandıkları emniyete almalı, oyların objektif kriterler dahilinde kullanılmasına ortam hazırlamalıdır.

Biz bu sürecin takipçisi olacağız, eğer bir zafiyet ve ihmal görürsek gerekli müdahaleleri mutlaka yapacağız.
 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Bölgesel gerilim doruk noktadadır.
Suriye merkezli kanlı döngü gittikçe derinleşmektedir.

Rusya yanı başımızda operasyonlar yapmaktadır.

Ülkeler arası kutuplaşma tehlike sinyalleri vermektedir.

Esad’ın geleceği Suriye’nin geleceğinin önüne geçmiştir.

Birleşmiş Milletler Toplantısı’ndan caydırıcı bir sonuç alınamamıştır.

Suriye’deki ateş körüklenmekte, rejim karşıtlarıyla destekçileri arasında ölüm kalım mücadelesi tüm hızıyla sürmektedir.

Bölgesel nitelikli savaş senaryoları şu sıralar iyice gündemdedir.

AKP ise keskin taragirliğiyle Türkiye’nin bekasına zarar vermektedir.

Suriye’den kopup küresel bir sorun halini alan mülteciler ise ilave risk ve sorun kaynağı olmayı sürdürmektedir.

Türkiye’nin mültecilere 6 milyar dolara yakın para harcadığı bizzat Başbakan Davutoğlu tarafından açıklanmıştır.

Bu külfete Türk milletinin zoraki katlanması adil ve ahlaki olamayacaktır.

Küresel vicdan mülteci meselesinde hala ipe un sermekte, uluslararası toplum sosyal ve ekonomik maliyetlere ortak olmaktan kaçınmaktadır.

Türkiye bu konuda tek başınadır.

Bir yanda sınırlarımızın hemen dibinde IŞİD, PYD, PKK ve diğer cihatçı gruplar bulunuyorken; diğer yanda Esad yönetimi can havliyle saldırılarına devam etmektedir.

Erdoğan’ın Putin’i arayacağım diklenmesi ise sadece cılız ve fuzuli bir hamleden ibarettir.

Türkiye’nin Suriye muhalefetine destek vermesi şiddetin içine yuvarlanmasına neden olduğu gibi, kontrolsüzce mülteci alımı ve iskanı toplumsal ve ekonomik açmazlara da kapı aralayacaktır.

AKP’nin dış politikası tam bir hezimete uğramıştır.

Bu bile başlı başına bir iktidarı yerinden etmeye, vizyonsuz bir yönetimi sandığa gömmeye yetecektir.

Seçim Beyannamemizde de yer bulduğu üzere;

Türkiye’yi çevreleyen bölgenin güvenlik, refah ve istikrarı milli çıkarlarımız açısından hayati önem taşımaktadır.

Bölgemizde barış ve istikrarın tesisi, bölge ülkeleriyle ilişkilerin her alanda güçlendirilmesi, bu ülkelerin bağımsızlıkları ve toprak bütünlüklerinin korunması,
Ayrıca ekonomik ve sosyal refah düzeylerinin arttırılması ve demokratikleşme süreçlerinin ilerletilmesi için her türlü desteğin sağlanması öncelikli dış politika hedeflerimiz arasındadır.

MHP’nin iktidarında Türkiye; merkezinde yer aldığı Kafkasya-Balkanlar-Ortadoğu üçgeninde barış ve güvenliği tehdit eden sorunların çözümünde öncülük yapacaktır.

Irak politikamıza, bu ülkenin toprak bütünlüğünün korunması, yine bu ülkedeki Türkmen varlığının meşru hakları ve güvenliğinin zedelenmemesi ve Irak topraklarından Türkiye için güvenlik tehdidi oluşmaması yön verecektir.

Suriye politikamız da ana amaç, iç savaşın kalıcı bir uzlaşmayla sonuçlandırılmasıdır. Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması beklentimizdir.

Yeri gelmişken kararlı bir şekilde bildirmek isterim ki, ecdadımız Süleyman Şah’ın aziz naaşını sınırlarımızın 37 km derinliğinde bulunan eski türbesine tekrar taşıyacağız.

MHP hükümetinde, bu ülkenin barış ve istikrara kavuşması için Türkiye üzerine düşeni yapacak, Suriye’nin demokratikleşme ve kalkınma süreçlerine katkı verilecektir.

Parti olarak, Irak ve Suriye’de iç savaşın acı yüzüne maruz kalan ve kökeni ve kimliği ne olursa olsun her insana yardım edilmesini gerekli ve insani görüyoruz.

Irak ve Suriyeli sığınmacıların sağlıklı bir şekilde vatanlarına kavuşturulmalarını hedefliyoruz.

Hem sığınmacıların yaşadığı sıkıntıların azaltılması, hem de toplumsal tahribata yol açan bu yapının süratle onarılmasına dönük politikaları uygulamaya koyacağız.

Ülkemize yönelik toplu göçlerin kaynağında çözülmesini ve ülkemize kabul edilenlerin geldikleri ülkeye sınır olan alanlarda ikametlerini sağlayacağız.

MHP iktidar sorumluluğunu üstlenmesi halinde, ülkemizde misafir edilen sığınmacıların mali yükünün Birleşmiş Milletler ve müttefiklerimiz arasında paylaşılması amacıyla tüm diplomatik imkanlar seferber edilecektir.

Türkiye’nin “Bölgesel Lider Ülke” olması, uzun vadede ise uluslararası güvenliğe, barışa ve adalete katkıda bulunacak “Küresel Güç” konumuna gelmesi dış politikamızın vizyonudur.

Dış politikamız çok yönlü bir anlayışla; Türkiye’nin uzun ve köklü bir devlet geleneğine sahip, güçlü bir ülke olduğu gerçeğinden hareketle tarihi, sosyal ve kültürel unsurları da dikkate alan çok boyutlu bir temele dayanmaktadır.
 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Milliyetçi Hareket Partisi; ülkemizin sorunlarını çözecek, Türkiye’yi dünyada saygın, sözü dinlenir, kalkınmış bir ülke yapacak büyük projelerle milletimizin huzurundadır.

Beş ana projemizle Allah’ın izniyle geleceği inşa edeceğiz.

İlk olarak, Toplumsal Onarım Sürecinde Devlet ve Yönetim Reformunu hayata geçireceğiz.

İkinci olarak, herkesin merakla beklediği Üreten Ekonomi Programını devreye sokacağız.

Üçüncü olacak, milletimizin makus talihi olmadığına inandığımızdan Yoksullukla Mücadele Projesini uygulamaya koyacağız.

Dördüncü olarak, Terörle Mücadele ve Milli Birlik Projesini gecikmeksizin uygulayacağız.

Beşinci olarak, Yolsuzlukla Mücadele, Ahlak ve Kalitenin Tesisi Projesiyle normalleşme ve adalet duygularını canlandıracağız.

Türkiye’nin acil çözüme kavuşturulması gereken sorunlarına yönelik olarak “Öncelikli Eylem Planı” hazırlamış bulunuyoruz.

Bu çerçevede;
Ülkemizin içinde kıvrandığı kriz ortamının sükûnete kavuşturulmasını sağlayacağız.

Türkiye’nin her noktasında huzur ve güveni yeniden ve kalıcı olarak tesis edeceğiz.

Bu amaçla, her türlü terörün kökünü süratle kazıyacağız.

Milli bekamıza tehdit oluşturan içeride ve dışarıdaki terörist unsurların etkisiz hale getirilmesi, hainlerin yargı önünde hesap vermeleri için ne gerekiyorsa yağacağız.

Teröre ve teröriste yataklık eden, hamilik yapan, destek veren, arka çıkan, göz yuman, açık ya da gizli işbirliği içinde olan kim varsa yargı önüne çıkaracağız.

Çözüm süreci isimli ihaneti tamamen sonlandıracağız ve çözüm süreci çerçeve kanununu yürürlükten kaldıracağız.

Partimiz, terörle mücadeleyi hiçbir şartta ihmal edilmemesi gereken milli bir politika olarak ele alacaktır.

Sözümüz sözdür; Türkiye’yi terörizm bataklığından biz çıkaracağız, silahlarıyla birlikte teröristleri tesirsiz hale biz getireceğiz.

Terörle etkin ve çok boyutlu mücadele edilirken, haksızla haklı, suçluyla suçsuz ayırt edilecek, hukuk devletinin gerekleri aynen tatbik edilecektir.

Terörün yoğun olduğu yerlerde görev yapacak olan kamu çalışanlarının liyakatli kişilerden seçilmesine, bölgenin sürgün yeri olmaktan çıkarılmasına önem vereceğiz.

Terörizmin sökülüp atılması için ülkenin geleceğine oy vermek, gelecek için fedakarlık yapmak her insanımızdan beklentimizdir.
 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Ne yazık ki, Cumhuriyet’in yüzüncü yılına sekiz yıl kala, ülkemizin dünyadaki saygınlığı azalmış, bölgesindeki belirleyici vasfı kaybolmuştur.

Türkiye’de her kesim AKP mağdurudur.

AKP iktidar dönemi,  patlamalar dönemi olmuştur.
–        İntihar ve boşanmalarda,
–        Karşılıksız çek ve protestolu senetlerde,
–        İcra ve iflas davalarında,
–        Suçlarda,
–        Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayılarında korkunç patlamalar yaşanmıştır.

AKP’nin ekonomiye ilişkin sözlerinin hiç birisi tutmamıştır.

Bunlardan sadece bir kaçını sizlerle ve milletimizle paylaşmak istiyorum.

AKP, Dokuzuncu Kalkınma Planında 2007-2013 dönemi için “ortalama yüzde 7 büyümeye ulaşacağız” dedi.

Sonuç, anılan dönemde büyüme, hedeflenenin ancak yarısı kadar, yani yüzde 3,5 olarak gerçekleşti.

AKP 2011 Seçim Beyannamesinde, Gayri Safi Yurtiçi Hasılayı 2015 yılında 1 trilyon 76 milyar dolara yükselteceğiz dedi.

Bugünden anlaşıldı ki, yükselmek şöyle dursun, 2015 yılında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla 707 milyar dolara gerileyecek.

AKP 2011 Seçim Beyannamesinde 2015 yılı için 14 bin 46 dolar fert başına milli gelire ulaşacağız dedi.

Ancak sonuç hüsran oldu. 2015 yılında fert başına milli gelirin 9 bin 100 dolara gerileyeceği anlaşıldı.

AKP 2011 Seçim Beyannamesinde 2015 yılı için ihracatı 201 milyar dolara çıkaracağız dedi.

Son iki yılda sürekli gerileyen ihracat, 2015 yılında 148 milyar doların altında gerçekleşecek.

Sürekli olarak enflasyonu yüzde 5’e düşüreceğiz dediler.

AKP bu sözünü de hiç tutamadı.
AKP, 2013-2015 Orta Vadeli Programında 2015 yılı için işsizliği yüzde 7,9’a düşüreceğiz dedi.

2015 yılı Haziran ayında mevsimsel düzeltilmiş işsizlik oranı yüzde 10,4’e yükseldi.

AKP 2013-2015 Orta Vadeli Programında 2015 yılı için dolar kuru 1,94 olacak dedi. Hatta, Dolar alanın eli yanar dediler.

2015 yılında dolar kuru 3 TL’yi aştı. Türk Lirasını elinde tutanlar yandı.
İMF’ye borç verecek duruma geldik dedi.

Kamu dış borcu 113 milyar dolara, Türkiye dış borcu 393 milyar dolara yükseldi. Devletin borcu 49 milyar dolar, Türkiye’nin dış borcu 263 milyar dolar arttı.

Türk milleti topyekün mağdur olmuş, ama AKP hükümeti mahcup olmamıştır.

Türk milleti kan ağlamakta, AKP haram saltanatı sürmektedir.

1 Kasım’da Türk milleti bunlara milli bir cevap verecek ve  “Yeter artık, dur” diyecektir.

1 Kasım, milli bir ruhla ayağa kalkma ve ülkenin geleceğine sahip çıkma seçimi olacaktır.

1 Kasım seçimlerinde aziz milletimiz “Türkiye’nin geleceğine” oy verecektir.
 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Milliyetçi Hareket Partisi olarak makroekonomik hedeflerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

2016-2019 yıllarını kapsayacak olan birinci iktidar döneminde; yıllık ortalama yüzde 5,2 büyüme ve 2 milyon 800 bin yeni istihdam sağlayacağız.

Dönemin sonunda GSYH 1 trilyon dolara, kişi başına milli gelir 13 bin dolara, ihracat 230 milyar dolara erişecektir.

Ve istihdam yaklaşık 29,1 milyon kişiye ulaşacaktır. 

2014 yılında yüzde 45,5 olan işgücüne katılım oranını inşallah yüzde 47,8’e çıkaracağız.

2020-2023 yıllarını kapsayan orta vadeli hedefimiz Türkiye’nin bölgesel güç haline gelmesi, siyasi ve sosyal sorunları aşarak küresel ölçekte söz sahibi olmasıdır.

Yıllık ortalama yüzde 6,6 büyüme ve toplam 4 milyon 100 bin yeni istihdamın sağlanacağı bu dönemin sonunda, GSYH 1,7 trilyon dolara çıkacaktır.

Kişi başına gelir 20 bin dolara, ihracat 400 milyar dolara yükselecektir.

İstihdam sayısı da 33,2 milyon kişiye ulaşacaktır.

Uzun vadeli stratejimiz ise 2053 yılında Türkiye’nin “Küresel Güç ve Lider Ülke” olmasını sağlamaktır.

AKP 13 yıllık iktidar döneminde ekonomi alanında da kayda değer bir çalışma yapmamıştır.

1999-2002 döneminde bizim de koalisyon ortağı olduğumuz dönemde gerçekleştirdiğimiz reformlarla Türkiye ekonomisi 2007-2008 yılına kadar sıkıntısız gelebilmiştir.

Ancak bu dönemden sonra ortaya çıkan reform ihtiyaçlarına cevap verilmemiş ve Türkiye ekonomisi tıkanmıştır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak ekonomiye ilişkin 7 temel alanda yapısal mahiyetli reformlar yapacağız.

Öncelikle bu reformlarla neleri hedeflediğimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu reformlarla,
* Sürdürülebilir ve yüksek büyüme ortamını tesis edeceğiz.
* Ekonominin dış kaynağa olan bağımlılığını azaltacağız, Türkiye ekonomisini şoklara karşı dayanıklı hale getireceğiz.
* Ekonomi genelinde verimliliği artıracağız.
* Fiyat istikrarını sağlayacağız.
* Ekonomik büyümeden taviz vermeden cari açığı kontrol altına alacağız.
* Bütçe gelir ve giderlerinin kalitesini iyileştireceğiz.
* Ekonomide kaynakları üretken alanlara yönlendireceğiz.
* Gelirin daha adil bölüşümünü sağlayarak yoksulluğu azaltacağız.
* İstihdamı teşvik edici bir işgücü piyasası kuracağız.
* Ar-Ge desteklerini artırarak, bilgiyi ticarileştirerek, yenilikçiliği ve girişimciliği destekleyerek ekonominin rekabet gücünü artıracağız.
* Ve böylece firmalarımızın karlılığını, vatandaşlarımızın gelirini artıracağız.

Birinci reform alanımız “ekonomide üretimin artırılması ve ithalat bağımlılığının azaltılması”dır. Bu alanda,
Üreticilerimize belli standartta ve uygun maliyette girdi temin edeceğiz.

Yoğun olarak ithal edilen girdilerin ve yatırım mallarının yurt içinde üretimini sağlayacağız. Bu amaçla Merkez Bankasının reeskont kredisi vermesini sağlayacağız.

Sanayi yatırımlarına ucuz ve uzun vadeli kaynak sağlayacak yatırım bankacılığını destekleyeceğiz.

İkinci reform alanımız “yurt içi tasarrufların ve yatırımların artırılması”dır.

Yatırım yapmayan bir ekonominin büyüme imkânı yoktur. Yatırım yapmak için de tasarruflarımızı artırmamız gerekmektedir.

Bu kapsamda,
Kamuda ve toplumun genelinde israfı önleyecek tedbirler alacağız.

Yüksek teknolojili, yüksek katma değer ve istihdam sağlayan yatırım projelerine yüzde 100’e kadar yatırım indirimi vereceğiz.

Bankacılık sisteminde aracılık maliyetlerini azaltacağız.

Yatırımcılara arsa-arazi tahsisini etkinleştireceğiz.
“Vergi reformu” da önem verdiğimiz diğer bir alandır.

Bu kapsamda,
Basit, anlaşılır bir vergi sistemi kuracağız.

Kayıt dışılık ve kaçakçılıkla etkin mücadele ederek vergiyi tabana yayacağız.

Ekonomide kaynakları üretken alanlara yönlendirecek bir vergi sistemi kuracağız.

Dördüncü reform alanımız “Harcama reformu” olacaktır.
Kamu harcamalarını yeniden önceliklendirerek Ar-Ge ve yenilikçiliği teşvik edici harcamalara daha fazla kaynak ayıracağız.

Hesap verebilir, şeffaf,  Parlamentonun bütçe hakkına riayet eden ve iyi denetlenen bir bütçe sistemi kuracağız.

 “Gelirin adil bölüşümü ve yoksullukla mücadele” çok önemsediğimiz bir başka reform alanıdır.

Mevcut sosyal yardım ödemelerini artırarak sürdüreceğiz.

Dolaylı vergilerin vergi içindeki payının azaltacağız.

Her aileden en az bir kişiye iş sağlayacağız. İş verinceye kadar 700 TL desteği evin hanımına vereceğiz.

Muhtaç ailelere “Hilâlkart” vererek bütün yardımları incinmeden bu kartla almasını sağlayacağız.

Çalışanların bütün gelir unsurlarının emekli aylığı hesabında dikkate alarak daha yüksek emekli maaşı almasını sağlayacağız.

Evi olmayan muhtaç ailelere 250 TL kira yardımı yapacağız.

Asgari ücretlilere, büyük şehirlerde her ay 100 lira şehir içi ulaşım desteği vereceğiz.

Kamu arazilerini yoksul vatandaşlarımıza tahsis edeceğiz.

Alacakların vasfı ne olursa olsun icra ve haciz uygulamaları sonucu hiç kimsenin gelirinin asgari ücretin altına düşmesine izin vermeyeceğiz.

Vatandaşlarımızı, tüketici kredisi ve kredi kartlarından kaynaklı borç ve yüksek faiz sarmalının neden olduğu yoksulluk tuzağından kurtaracağız.

Emeklilere yıllık 2800 lira destek ödemesi yapacağız.

Emeklilerimizin banka promosyonu alabilmelerinin önünü açacağız.

Emeklilerimizi enflasyona ezdirmeyecek, emekli aylığı zammını tüketim kalıplarına göre özel bir endeksle belirleyeceğiz.

Emekli aylıkları arasındaki eşitsizliği gidereceğiz, emekli aylığı hesabındaki refah payını çoğaltacağız. 

65 yaş aylığını 300 liraya yükselteceğiz. 

Nüfusumuzun önemli kısmının istihdam edildiği “tarım ve hayvancılık” sektörü, altıncı reform alanımızdır.

Toprak arazi reformunu gerçekleştireceğiz.

Tarımda rekabet gücünü ve çiftçilerimizin gelirini artırmak için mazot, gübre, yem, elektrik gibi tarımsal girdilerden vergi almayacağız.

Böylece mazotu 1 lira 75 kuruştan vereceğiz.

Yüksek verim ve kalitede tohum, fide ve fidan geliştirilmesi ve üretimini destekleyeceğiz.

Buğday, mısır, pamuk, soya, ayçiçeği, çeltik, fındık, incir, üzüm, kayısı, zeytin, yerfıstığı ve enerji bitkileri için fiyat garantisi vereceğiz.

Et ve sütte garanti fiyat uygulamasına geçeceğiz.

Hazine ile olan arazi uyuşmazlıklarını giderecek ve 2/B sorununu adil ve hakkaniyete uygun şekilde çözüme kavuşturacağız.

Son reform alanımız “işgücü piyasası ve çalışma hayatı reformu”dur.

Bu kapsamda;
Mesleki eğitimi güçlendirerek, aktif işgücü programlarını etkinleştirerek işgücünün niteliğini yükselteceğiz.
Sağlıklı bir eğitim-istihdam planlaması yapacağız.

İstihdam vergilerini azaltacağız.
İşçilerin kazanılmış haklarının güvence altına alındığı bir kıdem tazminatı sistemi getireceğiz.
Emeklilikte yaşa takılanların mağduriyetini gidereceğiz.

Esnek çalışma yöntemlerini uygulamaya koyacağız.
Asgari ücreti net 1400 liraya çıkaracağız. Asgari ücretlilere, büyük şehirlerde aylık 100 lira ulaşım desteği vereceğiz.

Asgari ücretin tamamını vergi dışı bırakacağız.

Esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ’lerimizin gelirini ve işteki verimlerini artırıcı tedbirleri alacağız.

AVM yasasını esnafın haklarını koruyacak şekilde yeniden düzenleyeceğiz.

Esnaf ve sanatkârımızın krediye erişimini engelleyen teminat sorununu ortadan kaldıracağız.

KOBİ’lerin makine-teçhizat ve donanım yatırımlarından KDV almayacağız.

Şoför esnafımızın alacağı ticari araçtan vergi almayacağız.

Yük ve yolcu taşımacılığı yapan esnafımıza vergisiz akaryakıt imkânı sunacağız.

Şoför esnafına yıpranma payı hakkı vereceğiz.

Esnaf ve sanatkârımızın geçmiş hizmetlerine borçlanma hakkı tanıyacağız.

Esnaf ve sanatkârlarımızın hastalık ve ayakta tedavi süresinde geçici iş göremezlik ödeneği alabilmeleri konusunda düzenleme yapacağız.

Esnafımızın gelirinin vergilendirilmesinde asgari geçim indirimi uygulayacağız.

Esnafımızın emekli aylığından kesilen sosyal güvenlik destek primini kaldıracağız.
 

Değerli Dava Arkadaşlarım

Geleceğimizin teminatı olan gençlerimize çok önem veriyoruz.

Öncelikle, işsiz gençlerimize çıkarılan genel sağlık sigortası prim borçlarını sileceğiz, ailelerinin sağlık sigortasından yararlandıracağız.

Her yıl ortalama 700 bin gencimize iş imkanı sağlayacağız.

2016 yılında;
– Okullarımızdaki öğretmen açığını gidermek için 40 bini Şubat ayında olmak üzere 120 bin öğretmen atayacağız.
– Asayişin temini ve terörle mücadele kapsamında, emniyet teşkilatında terörle mücadele timi, kent timi ve gece güvenlik görevlisi olarak çalışmak üzere 60 bin personel alacağız.
– Kırsal kalkınma projemiz kapsamında, kamuya 30 bin ziraat, orman ve maden mühendisi ile turizmci ve veteriner hekim alacağız.
– Sağlık hizmetlerindeki etkinliği artırmak için 25 bin sağlık personelinin atamasını yapacağız.
– Engelli kontenjanındaki eksiği kapatacak, 20 bin engellinin atamasını gerçekleştireceğiz.
– Ayrıca, kamu yönetiminde etkinliği sağlamak ve insangücü ihtiyacını gidermek amacıyla çeşitli meslek dallarında 100 bin gencimizi işe alacağız.

Mesleki eğitimi veya yüksek öğrenimi tamamlayan gençlerin beklemeden işe girmelerini temin edeceğiz.

Her öğrenciye yurt ya da yurt şartlarıyla barınma imkânı temin edeceğiz.

Her öğrenciye öğrenim süresince başarılı olmak kaydıyla 10 bin liraya kadar yükseköğrenim kuponu vereceğiz.

Evlenecek gençlerimize 10 bin lira tutarında, faizsiz kredi alabilme imkânı getireceğiz.

Staj ve çıraklık sürelerini emeklilik hizmetine dahil edeceğiz.

Askerlik hizmetini yerine getiren gençlere, iş kurabilmeleri amacıyla, yarısı hibe olmak üzere 50 bin liraya kadar girişimcilik kredisi vereceğiz.

Askerlik süresini, prim ödemeksizin emeklilik hizmetine sayacağız.

Askerlerin ailelerine yapılan yardımı aylık 500 liraya çıkaracağız.

Beyannamemizde, kadınlarımızın konumunu ve aile kurumunu güçlendirecek çok önemli politikalara yer verdik.

Kadınların istihdam edilebilirliklerini geliştirecek, işgücüne katılım oranını yükselteceğiz.

Girişimci kadınlara yüzde ellisi hibe olmak üzere finans desteği vereceğiz.

Kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılıkla kararlı şekilde mücadele edeceğiz.

Şiddete maruz kalan kadınlara adli yardım desteği sağlayacağız, bu çerçevedeki davaları zaman aşımından ve mahkeme harç ve masraflarından muaf tutacağız.

Kadınlara sigortalılık öncesi doğumlar için doğum borçlanma hakkı getireceğiz.

Ev hanımlarına mesleki beceri kazandırarak aile bütçesine ve ülke ekonomisine katkıda bulunmalarına destek olacağız.

Aylık 200 kilovatsaatin altında elektrik tüketen ailelere yüzde 75 indirim uygulayacağız.

Vatandaşlarımızdan elektrik kayıp-kaçak bedeli almayacağız.

Engellilere yönelik politikalarımızdan bazılarını şu şekilde özetleyebiliriz.

Engelli kardeşlerimize işe yerleştirmede öncelik verecek, kamudaki engelli kotasının tamamına atama yapacağız.

Engelli ve engelli yakını aylığını 400 liraya; ağır engelli aylığını 600 liraya çıkaracağız.

Engellilere muhtaç aylığı bağlanmasında, engellilerin kendi gelirlerini esas alacağız.

Gazilere ve şehit yakınlarına yönelik politikalarımızdan bazıları da şu şekildedir:

Gazilerimize 3600 günde emekli olabilme hakkını vereceğiz. 

Ordu ve polis vazife malullerinin özlük haklarını iyileştireceğiz, gaziler arasındaki eşitsizliği gidereceğiz.

Şeref aylığı 1400 liraya yükseltilecek ve geliri olsun olmasın muharip gazilerimizin hepsine aynı tutarda ödeyeceğiz.

Şehit yetimlerinin tamamına iş hakkı vereceğiz.

Gazilerimiz ve çocuklarının işe yerleştirilmelerine öncelik tanıyacağız.
 

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Kamuda çalışan taşeron işçiler, 4/C’liler,  vekil, sözleşmeli ve geçici statüde çalışanları kadroya alacağız.

Geçici ve mevsimlik işçilerin mağduriyeti giderilecek, kamu işçilerine naklen atanabilme imkanı verilecektir.

Kamuda eşit değerde iş yapan eşit ücret alacak, ücret adaleti sağlanacaktır.

Kamu çalışanlarına yapılan tüm ek ödemeleri emekli aylıklarına yansıtacağız. Emekli ikramiyesinde yıl sınırını tümüyle kaldıracağız.

İmam ve müezzini olmayan cami kalmayacak, vekil ve fahri statüde görev yapan din görevlilerimizi kadroya atayacağız.

Diyanet İşleri Başkanlığını, Alevi İslam inancını da bünyesinde temsil edecek şekilde yeniden yapılandıracağız.

Cemevi gerçeğini, siyasi kaygılardan uzak, Cami-Cemevi karşıtlığına dönüştürülmeden kabul edecek, inanç ve kültür hayatımızın bir unsuru olan Cemevlerine devlet yardımı yapacağız.

Öğretmen eksiği olan hiçbir okul bırakmayacağız. Derslik ihtiyacını tamamlayacağız.

Atanmayı bekleyen öğretmenlerin tamamını kademeli olarak atayacağız.

Öğretmenlerin ek göstergesini 3600’e çıkaracağız.

Okul öncesi eğitimi, 4-5 yaş grubundaki nüfus için tedricen zorunlu hale getirerek, zorunlu eğitimin süresini 13 yıla çıkaracağız.

Kaynak bulma konusunda göstereceğimiz teminat ve referans, şahıslarımız olmadığı gibi, kaynaklarımız da hayali ve afaki değildir.

Sözümüz Milliyetçi Hareket sözüdür, programlarımızın kaynağı da ayrıntılı olarak hesaplanmıştır.

Seçim Beyannamemizde yer alan taahhütlerimizin getireceği mali yük toplamını 81,5 Milyar Türk lirası olarak öngörmekteyiz.

Mali kaynaklarımızı beş ana başlık altında toplamak mümkündür:
1.       Toplumsal bir seferberlik başlatılarak kayıtdışılıkla etkin mücadele sonucu vergilerde performans artışı sağlanmasından elde edilecek ilave kaynak 13,5 milyar Türk Lirası,
2.       Kaçakçılıkla etkin mücadele edilmesinden sağlanacak ilave kaynak 6,4 milyar Türk Lirası,
3.       Devletin mal ve hizmet alım giderleri ile bir kısım cari transfer kalemlerindeki israf, savurganlık ve yolsuzlukların azaltılmasından elde edilecek gider tasarrufu 23,3 milyar Türk Lirası,
4.       Bir kısım rantiyeci azınlıkça elde edilen imar rantının vergilendirilmesinden sağlanacak 21,3 milyar Türk Lirası,
5.       Uygulayacağımız ekonomik program sayesinde elde edilecek yüksek büyüme performansının sağlayacağı 17 milyar Türk Lirası,
Böylece, taahhütlerimizin mali yükünü karşılamak üzere, ekonomide oluşturulacak toplam ilave kaynak 81,5 milyar Türk Lirasına ulaşacaktır.

Bu miktar Seçim Beyannamemizdeki program, proje, ekonomik ve sosyal yardım ve desteklerin toplam maliyetini karşılamaktadır.

İşte kaynak, işte gelecek projesi, işte ufukta görünen Milliyetçi Hareket İktidarı.

Milliyetçi Hareket’in Türkiye’yi yönetme konusundaki yetkisinin ve siyasi meşruiyetinin yegâne kaynağı milli iradedir.

Milliyetçi Hareket’in tek hedefi ve tek düşüncesi tek başına iktidardır.
Huzurlu ve Güvenli Gelecek için “ülkenin geleceğine oy ver” diyerek milletimize sesleniyoruz.

1 Kasım 2015 seçimleri Türkiye’nin geleceğini belirleyecektir.
─ Türkiye bölünecek mi?
─ Kanlı bir kardeş kavgasına sürüklenecek mi?
─ Terörün beli kırılacak mı?
─ Rüşvet ve yolsuzluğun kökü kazınacak mı?
─ Hırsızlar hesap verecek mi?
─ Yoksulluk kader olmaktan çıkacak mı?
─ İşsizlik azalacak mı?
─ Geçim derdi bitecek mi?

Türk milleti oylarıyla bu sorulara cevap verecektir.

Türkiye ortak değerler etrafında milli birliğini güçlendirmesi için ülkemizin geleceğine oy verelim.
Bin yıllık kardeşlik hukukunu korumak için ülkemizin geleceğine oy verelim.

Kavga, çatışma ve cepheleşmelerin bitmesi için ülkemizin geleceğine oy verelim.

Barış ve huzurun gelmesi için ülkemizin geleceğine oy verelim.
Türk milleti birbirine kenetlenerek aydınlık bir geleceğe yürümesi için milletime diyorum ki; ülkenize sahip çıkın, ülkenizin geleceği için oy verin.

MHP ülkenin geleceğidir, ülke sizin karar sizindir.

Gayret ve çalışma bizden, yardım ve himaye Cenab-ı Allah’tan, takdir ve destek aziz milletimizdendir.

Yüce Allah bizleri mahcup etmesin, emeklerimizi karşılıksız bırakmasın, yar ve yardımcımız olsun.

Hepinizi en derin sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Sağ olun var olun.

Ne Mutlu Türküm Diyene.

Cumhur İttifakı Millet Aklı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*