MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız: Ruhsatlı silahımı alıp hemen sokağa fırladım

Cumhur İttifakı Millet Aklı

SİYASİ AYAK HÂLÂ ORTADA YOK

FETÖ’cüler ihanetlerinin ve döktükleri kanların hesabını vermekte, kararlar milletimizin vicdanını rahatlatmaktadır. Ancak siyasi ayağın halen daha tespit edilememesi ve ortaya çıkarılamaması vicdanları yaralamaktadır. Yurtta Sulh Konseyinin askeri kanadı bellidir. Ancak sivil, siyasi ve bürokrasi kanadı henüz deşifre edilememiştir. Darbe girişimi başarılı olsaydı ülkeyi yönetecek olanlar kimlerdi, bu sorunun cevabı bulunmalıdır.

KADİR YILDIZ / TÜRKGÜN

‘Ruhsatlı silahımı alıp hemen sokağa fırladım’

15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden geçen 4 yılda Türkiye’nin verdiği hukuki mücadeleyi konuştuğumuz Feti Yıldız’ın, sorularımıza verdiği yanıtlar şöyleydi:

MHP, SUÇ FİİLLERİNE SESSİZ KALMAMIŞTIR

CHP Genel Başkanı, FETÖ terör örgütünün siyasi ayağını, ByLock’çu milletvekili listesinin elinde olduğunu, kamuoyuyla paylaşacağını söyledi, ancak aradan uzun bir zaman geçmesine rağmen bir türlü açıklamadı. MHP, konusu suç teşkil eden fiillere sessiz ve seyirci kalmamıştır. Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçu bildirmeme, suçluyu kayırma ve suç delillerini bildirmeme suçlarını işlediği tarafımızca değerlendirilmiş ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.

15 Temmuz darbe girişimi çok derin izler bıraktı. O gece yaşananların ilk anlarında ne düşündünüz, tepkiniz ne oldu?

Ben İstanbul’da ikamet ediyorum. O akşamüstü eve gelmek için Şehitler Köprüsü’ne geldiğimde bir anormallik gördüm. Trafik, Avrupa Yakası’ndan Anadolu Yakası’na doğru akıyordu. Ancak Anadolu Yakası’ndan Avrupa Yakası’na doğru durma noktasındaydı. Köprüden geçip eve geldim, televizyonda köprüye doğru tankların sürüldüğünü gördüm. Kısa bir süre sonra evimizin üzerinden köprüye doğru savaş uçakları yüksek bir gürültüyle geçmeye başladı. Öyle patlamalar oluyordu ki evin bahçesine bomba atıldı zannettim. Bir kalkışıma olduğu belliydi, eşimi ve çocukları evin alt katına indirdim. Evde bulunan ruhsatlı silahlarımı belime takarak sokağa çıktım. Gerisini biliyorsunuz.

Darbe girişiminin üzerinden 4 yıl geçti. Darbe girişimine katıldığı tespit edilen birçok hain yargılandı ve ceza aldı. Hainlerin aldığı cezalar vatandaşın yüreğine biraz olsun su serpmiş midir?

‘SİYASİ AYAK ORTAYA ÇIKARILMALI’

Türkiye’de FETÖ terör örgütünün başının talimatı ve teşviki ile 1980’lerin sonundan itibaren emniyet, yargı, TSK ve bürokrasiye sızma faaliyetleri başlatan FETÖ’cüler, 2000’li yıllarda yargı ve emniyet üzerinden büyük bir etki alanı oluşturdu. 30 yılı aşkın bir sürede elde ettikleri güç sayesinde 2010’dan itibaren paralel bir devlet gibi hareket etmeye başlayan FETÖ, kendilerine karşı çıkan kesimlerle başta yargı ve emniyet olmak üzere hesaplaşmaya başladı.

Bu çete, devlet ve toplum hayatımızı sarmalamış, TSK, yargı, emniyet, kamu kurum ve kuruluşları, basın ve yayın organları, sosyal medya, üniversiteler ve eğitim kurumları, iş dünyası, siyaset kurumu ve siyasi partilere sızmıştır. Yargı alanı, FETÖ terör örgütünün en çok önem verdiği yapılanmalarından biri olmuştur. Örgüt mensubu hâkim ve savcılar, konumlarını bir silah gibi kullanarak yüz binlerce insanımıza telafisi mümkün olmayan mağduriyetler yaşatmıştır. 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra 4 bin 500’ün üzerinde hâkim ve savcı meslekten ihraç edilmiştir.

Cumhuriyet Başsavcılıkları 100 binin üzerinde soruşturma yürütmüştür. Bugüne kadar açılan 289 darbe girişimi davasından 275’inde karar verildi, 14 dava ise halen devam etmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğünden 30 bin 615, Jandarma Genel Komutanlığından 5 bin 561 kişi olmak üzere emniyet ve jandarmada toplam 36 bin 176 kişi ihraç edilmiştir. Sona eren davalarda 4 bin 130 sanık hakkında mahkûmiyete hükmedilmiştir. Bunların 1.315’i ağırlaştırılmış müebbet, 1.217’si müebbet, geri kalan 1.598’i ise süreli hapis cezasıdır. FETÖ’cüler ihanetlerinin ve döktükleri kanların hesabını vermekte, kararlar milletimizin vicdanını rahatlatmaktadır.

Ancak siyasi ayağın halen daha tespit edilememesi ve ortaya çıkarılamaması vicdanları yaralamaktadır. Yurtta Sulh Konseyinin askeri kanadı bellidir. Ancak sivil, siyasi ve bürokrasi kanadı henüz deşifre edilememiştir. Darbe girişimi başarılı olsaydı ülkeyi yönetecek olanlar kimlerdi bu sorunun cevabı bulunmalıdır.

Sizce FETÖ ile mücadelede bugün hangi noktadayız? FETÖ’cülerin TSK’dan ve bazı kurumlardan hâlâ temizlenmediğini göz önüne alırsak bu konudaki mücadeleyi nasıl değerlendirirsiniz?

‘MÜCADELE VE DİSİPLİN ELDEN BIRAKILMAMALI’

FETÖ uzun yıllar boyunca sinsi ve sistematik şekilde devlet ve toplum hayatımıza nüfuz etmiştir.

FETÖ terör örgütünün hain kalkışmasına milletimiz 251 şehit, 2 bin 194 gazi vermiştir. 4 yıldır FETÖ’yle, kalıntılarıyla ve kripto damarıyla hukuki, siyasi, güvenlik ve diplomatik vasıtalarla çok ciddi ve tarihi bir mücadele verilmektedir.

CHP Genel Başkanı, FETÖ terör örgütünün siyasi ayağını, ByLock’çu milletvekili listesinin elinde olduğunu kamuoyuyla paylaşacağını söyledi ancak aradan uzun bir zaman geçmesine rağmen bir türlü açıklamadı. Bunun üzerine Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçu bildirmeme, suçluyu kayırma ve suç delillerini bildirmeme suçlarını işlediği tarafımızca değerlendirilmiş ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, Kemal Kılıçdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur. Dosya tamamlanmış, suç konusu konuşma ve fiillerin görüntü ve ses kayıtları Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilgili yerlerden temin edilmiştir. MHP, konusu suç teşkil eden fiillere sessiz ve seyirci kalmamıştır.

FETÖ/PDY terör örgütünün amacı; kamu kurumlarını, sivil toplumu, örgütleri kendine hizmet eden bağlı kuruluşlara dönüştürmektir. Bu doğrultuda 40 yıldır kılıktan kılığa girmiş, emperyalist güçlerle kucaktan kucağa yol almış bir örgütten bahsediyoruz. Bu örgütün tarihteki örnekleri tapınak şövalyeleri, opus dei, moon, haşhaşiler olarak karşımıza çıkar.

FETÖ terör örgütü, ülkemiz için tehlikeli olduğu kadar, uluslararası güvenliği de tehdit edecek, etkileyebilecek bir istihbarat yapılanmasıdır. Bu itibarla, dünyadaki tüm terör ve istihbarat örgütleriyle iş birliği yapmaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk devletinin kudretidir. Eli kanlı örgütün kökünü kazıyacaktır.

TSK’daki FETÖ temizliğinde darbe girişiminden bu yana binlerce asker ordudan atılmış, tutuklanmıştır.

On binlerce subay-astsubay hakkında geriye dönük inceleme ve araştırma yapıldı, yapılıyor. Ordudaki bütün sınavlar, terfiler, ödüller ve kurslar da mercek altına alınmış durumdadır.

Bir dosyada inceleme yapan bilirkişi, 2006 ile 2015 yılına kadarki süreçte askeri okullara giriş sınavlarını incelemiş. 2010 ile 2015 yılları arasındaki 5 yılda yüzde yüz, 2006 ile 2010 yılları arasında yüzde 80 FETÖ’cülerin askeri okullara giriş yaptığını tespit etmiştir.

Her yıl askeri okullara 5 bin civarında öğrenci alınıyor. Buna göre; sadece son 10 yılda 45 bin kişi eder. Mücadele ve disiplin elden bırakılmamalıdır.

15 Temmuz darbe girişimi gecesi CHP’li bazı milletvekilleri Mecliste darbeye karşı durmuştu. Ancak daha sonra CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bunun bir ‘tiyatro’ olduğunu öne sürdü. Aradan geçen 4 yılda CHP’nin bu tutumu değişmedi. Bu konuda neler söylersiniz?

‘CHP, MİLLİ OLAN HER ŞEYE YABANCILAŞTI’

CHP, Sorosçularla hareket ederek Gezi Parkı kalkışmaları gibi bölücü tiyatral oyunları ile bu ülkenin 15 Temmuz’da verdiği mücadeleyi karıştırmamalıdır. CHP lideri binlerce sayfalık iddianameleri belki okumaya fırsat bulamıyor olabilir, ama yanındakilerden özet istemesini tavsiye ederim.

Adil Öksüz’ün, yakalanan diğer dört sivil FETÖ’cünün ABD ve Ankara seyahat geçmişlerine, telefon ve para trafiğine bakabilir; ya da kalkışmanın koordinasyonunu sağlayan Tümgeneral İdris Aksoy’un 15 Temmuz gecesi ABD’deki bir hatla 9 kez görüştüğünü, kalkışma başarısız olunca da ABD ve İngiltere’deki bazı telefon hatlarıyla toplam 12 kez görüştüğünü görebilir. Belki o zaman Kılıçdaroğlu darbenin kontrol merkezinin neresi olduğunu belki anlayabilir.

CHP, ülkeyi kuran iradeden tamamen kopmuş, partiden milliyetçi insanları tasfiye etmiş ve izlenen milli politikalar tamamen değiştirilmiştir. CHP ne yazık ki milli olan her şeye yabancılaşmıştır.

Kılıçdaroğlu, FETÖ’den hüküm giymiş başdanışmanlarını unutmuşa benziyor. Terör örgütü elebaşı Gülen de hain darbe girişiminin tiyatro olduğunu söylemiştir. Milletimizin 15 Temmuz’da ortaya koyduğu şanlı direnişe, ‘kontrollü darbe, tiyatro diyenlerin o gece, havaalanından nasıl geçtiğini, partilisinin evinde televizyonun karşısında kahve yudumladığını bu millet biliyor.

Türkiye daha önce FETÖ elebaşının 7 kez iadesini istedi ancak bir sonuç alınamadı. Sizce ABD, FETÖ elebaşı ve diğer firari örgüt elemanlarını iade edecek mi?

‘ABD’NİN TERÖRE DESTEĞİ GELENEK HALİNE GELDİ’

Adalet Bakanlığı, FETÖ’nün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminden 4 gün sonra 19 Temmuz’da, FETÖ elebaşının iadesini ABD’den talep etmiş, terör örgütü elebaşı hakkında 4 ayrı iade dosyası göndermiştir. İade dosyalarında acilen tutuklanması talep edilmiştir. Adalet Bakanlığı, ABD’li yetkililerle bugüne kadar da çeşitli görüşmeler gerçekleştirmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı ve dönemin başbakanı iade ile ilgili defalarca çağrılar yapmıştır. ABD’ye gönderilen yazıda, FETÖ terör örgütü elebaşının, darbe girişimiyle, “Nitelikli şekilde kasten öldürme, Cumhurbaşkanı’na suikast, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmek, TBMM’yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmek ve silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek” suçlarını işlediği belirtilmiş, silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan 10 yıldan 15 yıla kadar, diğer suçlardan ise müebbet hapis cezasıyla yargılanacağı belirtilmiştir.

Pensilvanya’daki kardinalin ipini elinde tutan ABD, 16 Temmuz günü yaptığı açıklamada, Türkiye’den soruşturmalar sonucu oluşmuş ‘meşru kanıt’ beklediklerini, kanıtları inceleyecek ve sonucunda uygun karar alacaklarını belirtmiştir. FETÖ terör örgütün başı, Türkiye’nin ABD’den ilk iade talebinden sonra aynı gün, “beni iade etmeyin” diye ABD’ye yalvarmıştır.

Daha sonra TBMM Dış İşleri Komisyonu üyeleri ABD’ye giderek iade talebinde bulunmuşlardı. Türkiye ilerleyen süreçte iadesi için 85 klasör belgeyi ABD’ye göndermiştir. Türkiye ile ABD arasında 1979 yılında imzalanmış, 44 maddeden ibaret olan ‘Suçluların Geri Verilmesi ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Yardım Antlaşması’ Türkiye’nin iade talebi konusundaki en önemli dayanak noktasını oluşturuyor.

İade talebinin ‘Suçluların Geri Verilmesi ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Yardım Antlaşmasında’ yer alan çerçeveye uygun olması halinde isnat edilen suçlarla ilgili kanıtların veya makul şüphenin olması ve AİHM kararlarına da yansıyan ‘makul şüphenin varlığı’ iade antlaşması için yeterlidir. Antlaşmanın 2. maddesi geri verme konusu olabilecek suçları tanımlar. Antlaşmanın 1. maddesi gereği “Kendi yasaları benzer koşullarda işlenmiş böyle bir suçun cezalandırılmasını öngörüyorsa veya suç, İsteyen Taraf’ın bir uyruğu tarafından işlenmiş olup da, anılan Taraf’ın kendi yasalarına göre bu kişiyi yargılama yetkisi varsa” suçlunun iadeyi isteyen tarafa iadesi bir yükümlülüktür.

ABD her ne kadar konunun bir yargı meselesi olduğunu ileri sürse de, mesele aynı zamanda bir dış politika meselesidir. ABD bu dış politika meselesinde tercihini müttefiki Türkiye’den yana değil, bir terör örgütü olan FETÖ’den yana kullanmıştır. ABD’nin terör örgütü tercihleri yeni değildir. Biz ABD’nin bu tercih meselesini daha önce de PKK/YPG/PYD seçimlerinde gördük. Tabi yeri gelmişken, FETÖ’nün PKK/YPG/PYD ile aynı hedef ve amaçları taşıdığını da ifade etmek gerekir. FETÖ neyse PKK/YPG/PYD de odur.

Sonuç olarak, Türkiye ile ABD arasında imzalanan iade antlaşmasında imza altına alınan ve iki ülkeyi bağlayan 2., 3., 9. ve 10. maddeler ve antlaşmanın tamamı göz önüne alındığında ABD’de gerek iç yargılama sonucu gerekse de darbe sürecinde belgeler, ifadeler , görüntüler ortadadır. FETÖ terör örgütü başının iadesi hukukun, adaletin, ahlakın gereğidir.

“KLAVYE KAHRAMANLIĞI SON BULACAK”

FETÖ’cüler algı operasyonlarına sosyal medyadan devam ediyor. Bugün Türkiye’nin koronavirüsle mücadelesi başta olmak üzere yüzlerce sahte hesaplardan karalama kampanyası ve örgüt propagandası yapılmaktadır. AK Parti sosyal medyayla ilgili bir düzenleme üzerinde çalışıyor. Sizce yapılacak düzenlemeyle neler sağlanabilir?

Türkiye’nin yaşadığı en ufak olumsuzluğu bile fırsat bilen Fetullahçı Terör Örgütü, küresel bir salgın olarak karşımıza çıkan koronavirüsü dâhi fırsata çevirmeye çalıştı, hâlâ da çalışıyor.

Yakın bir süre öncesine kadar Türkiye’nin gündeminden düşmeyen infaz yasası hakkında bir sürü haberler üreterek, tutuklu FETÖ’cüleri serbest bıraktırmak için de çok çaba sarf ettiler ve bunun için de bazı eski milletvekillerini ve kalemini satmış gazetecileri kullandılar.

Bugün sosyal medyada yalnızca FETÖ terör örgütü değil, diğer terör örgütlerinin de tamamı, mensuplarına sosyal medya üzerinden açık veya kripto talimatlar vermektedir.

21. yüzyılda sosyal medyasız bir dünya düşünmek elbette mümkün değildir. Ancak bunun kullanımı esnasında da devletimizin güvenliğine, bireylerin temel hak ve hürriyetlerine halel getirecek paylaşımlara müsaade etmemek gerekir. Bunun bir kontrol mekanizması olmalıdır. Yoksa çığrından çıkmış bir paylaşım silsilesine şahit olmaktayız. Milli ve manevi değerlerimizin bu denli yıpratıldığı başka bir mecra bulunmamaktadır. Sahte hesaplardan paylaşılan sahte haberler bir anda kamuoyu oluşturup yayılmakta ve toplumda endişelere sebebiyet vermektedir. İlginç bir veri paylaşayım; Türkiye, sahte habere en çok maruz kalan ülkeler kategorisinde yüzde 49 ile ilk sırada yer almaktadır. İşte kamuoyunun malumu olduğu üzere, son günlerde basında yer alan, belli kişileri hedef alarak hakaret ve nefret içerikli bazı paylaşımlar var. Bunların önüne geçilmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında kişilerin kimlik numaraları ile sosyal medya mecralarına giriş yapabilmesini sağlayan kanun teklifini sunduk. Kanun teklifimizde, ülkemizde günlük erişimi 500 binden fazla olan sosyal medya platformlarının Türkiye’de temsilcilik açmasını ve temsilci bulundurma zorunluluğunu düzenledik. Klavyenin arkasına geçip de her önüne gelene hakaret eden, tehditler savuran, değerlerimizi aşağılayan klavye kahramanlarının vatandaşlık numarası ile sosyal mecralara kaydolduktan sonra bu rezil hareketleri sergileyebileceklerini hiç zannetmiyorum.

Sosyal medya kullanımı ile ilgili yasal düzenlemelerin yurt dışında örnekleri çoğalmaktadır. Almanya 2018 yılında yürürlüğe koyduğu sosyal medya yasasında, facebook, Twitter, YouTube gibi platformlarda yer alan zararlı içeriklerin 24 saat içerisinde ortadan kaldırılmasını düzenlemiş, aksi takdirde 50 milyon euroya varan para cezalarına hükmedileceğini yaptırıma bağlamıştır.

Yine Fransa’da ırk, din, cinsiyet veya engellilik konularında nefret söylemi içeren paylaşımların 24 saat içerisinde, çocuk istismarı ve terör propagandası içeren paylaşımların ise yalnızca 1 saat içerisinde kaldırılması düzenlenmiştir. Aksi takdirde platformalara içerik başına 1 milyon 250 bin euro para cezası uygulanmaktadır.

Bu sebeplerle ülkemizde de bir an evvel sosyal medya yasasının çıkarılması ve yürürlüğe konulması çok önemlidir. Bu yasanın toplumsal bozulmanın ve ayrışmanın önüne geçeceğine inanıyorum

Cumhur İttifakı Millet Aklı

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*