Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli: Hiçbir terör örgütü, hiçbir cani ve işbirlikçi Türkiye’nin karşısında duramayacak, karşısında tutunamayacaktır

Cumhur İttifakı Millet Aklı

Hiçbir terör örgütü, hiçbir cani ve işbirlikçi Türkiye’nin karşısında duramayacak, karşısında tutunamayacaktır.

Çünkü terörle mücadele hak ile batılın, kahramanlıkla korkaklığın, helal ile haramın teksif ve temin edilmiş en haklı mücadelesidir.

Türkiye, bölücülüğün kökünü kurutmaya, bundan beslenen kanlı terörün kafasını koparmaya bütün milli güç unsurlarıyla kararlıdır ve muvaffakiyet de kaçınılmazdır.

Terörün dini, milliyeti, etnik aidiyeti, ülkesi, yöresi, geçerli bahanesi yoktur, var diyenler teröristlerle aynı çizgidedir.

Terörizm sadece Türk milletine değil, insanlığın tamamına yönelik kullanılan silahtır, kurulan tuzaktır, kurgulanan nifaktır.

Terörü aklamaya, arkalamaya, arındırmaya ve asıl maksadını saklamaya niyetlenen, bu melanet niyeti siyasi, ekonomik ve diplomatik amaçlarının içine tıpkı bir mayın gibi yerleştiren ülkeler zulmün ortağı, ihanetin da odağıdır.

Genel Başkanımız Sayın Devlet BAHÇELİ’nin, TBMM Grup Toplantısında yapmış oldukları konuşma.

31 Mayıs 2022

Değerli Milletvekilleri,

Medyamızın Mümtaz Temsilcileri,

Bu haftaki Meclis Grup Toplantımızın başında hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor, en iyi dileklerimi sunuyorum.

Yurt içinde ve yurt dışında, televizyon ekranlarından, sosyal medya platformlarından, radyo kanallarından toplantımızı takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda yaşayan değerli kardeşlerimize en halisane selam ve sevgilerimi iletiyorum.

29 Mayıs 2022 Pazar günü İstanbul tarihi bir güne ev sahipliği yaptı.

Tarih adeta belini doğrultup Türkiye’mizin önünü aydınlattı.

Fethi Mübin’in 569’uncu yıl dönümü muazzam bir coşkuyla kutlandı.

Yeni bir çağın kilidini söken, küresel denklemin parametrelerini değiştiren, beşeriyete Türk milletinin gücünü ve güven veren duruşunu gösteren fetih ruhumuz hamd olsun hala diridir, hala tesirini korumaktadır.

İstanbul’u zincirlemek isteyen tekfur emelleri, hala yas tutan Bizans işbirlikçileri ne yapacaklarını, ne söyleyeceklerini şaşırdılar, yüzlerini astılar.

İstanbul’un fethi zulüm piramitlerinin yıkılması, köhne tuzakların bozulması, haksızlık ve adaletsizlik damarlarının kesilip atılmasıdır.

Peygamber Efendimizin müjdelediği gibi, “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.”

Büyük Hünkârımız Fatih; tarihin akış yatağını, coğrafyaların ana yörüngesini dürte dürte değişim kulvarına sokmuş, teslim olmayan imanıyla, yenilmez iradesiyle İstanbul’u fethin güzelliğiyle kavuşturmuştur.

Geçtiğimiz Pazar günü, bir yanda İstanbul’un fethinin 569’uncu yıl dönümünü kutlarken, diğer yanda Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi Fidan Dikim Töreni’ni gerçekleştirdik.

Yüzbinlerce vatandaşımız bu göğüs kabartan güne heyecanlarıyla, yürekleriyle, tıpkı fethin kahraman neferleri gibi ortak olmuşlardır.

Çok şükür yer gök bayrakla süslenmiştir.

Cumhur İttifakı olarak hem fethin 569’uncu yıl dönümünü kucakladık, hem de dünyaya örnek olacak doğa harikası bir alanın ilk fidanlarını toprakla buluşturduk.

Millet Bahçesi, fethimizin tamamlayıcı bir halkası, İstanbul’un huzur ve nefes vahası olacak, kuşkusuz göz kamaştıracaktır.

Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’ne dikilen fidanlar büyüyecek, ortaya çıkacak ağaçlar her insanımızı gölgesine alacaktır.

Bu hizmet seferberliğini çekemeyen, bu projeden dolayı tahammülsüzlük gösteren CHP’sinden İP’ine ve diğer zillet yedeklerine kadar alayı birden çölleşmiş siyasetlerinin kurbanı olacaklardır.

Millet Bahçesi’nde fitne kazısına heves edenler yine kaybedeceklerdir.

Bunların meselesi ne ağaç, ne doğa, ne yeşil, ne de çevre güzelliğidir.

Böylesine bir gündemleri asla yoktur.

Müşterek gayeleri kriz çıkarmak, sorun üretmek, Türkiye’nin önüne taş koymaktır.

Kaldı ki İstanbul’un heba ve kayıp yılları aziz milletimizin bildiği hazin gerçekler arasındadır.

Kimin sorumlu, kimin suçlu, kimin İstanbul’un bahtını kapadığı da herkesin malumudur.

Şu hususu bir kez daha ifade etmeliyim ki, İstanbul Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nden yeni bir Gezi Parkı kalkışması, yeni bir husumet dalgası, yeni bir kaos fırtınası çıkarmaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.

Bizden söylemesi, uyarmadı demesinler, su testisinin suyolunda kırılacağını, keskin sirkenin küpüne zarar vereceğini bir an olsun güdük akıllarından çıkarmasınlar.

Yanılıp yenilip aksine hizmet eden olursa bunun sonuçlarına çok ağır şekilde katlanmak durumunda kalacaklardır.

Tekraren diyorum ki, İstanbul’un Fethi’nin 569’uncu yıl dönümü mübarek olsun.

Hayali gerçeğe dönüştüren büyük Hünkarımız Fatih Sultan Mehmed Han’ı, kahraman neferlerimizi, aziz şehitlerimizi bir kez daha hürmetle, rahmetle, minnetle anıyorum.

Allah muhterem ecdadımızdan razı olsun.

Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nin milletimize, bilhassa İstanbul’umuza hayırlı uğurlu olmasını da hassaten niyaz ve temenni ediyorum.

Değerli Arkadaşlarım,

Son günlerde arka arkaya şehit haberleri alıyoruz.

Pençe-Kilit Harekât Bölgesi’nde bölücü terör örgütüyle girdikleri çatışmada şehit düşen kahramanlarımıza Allah’tan rahmetler, şu anda tedavi altında bulunan kahramanlarımıza da Allah’tan Şafi ismi hürmetine sağlık, sıhhat ve şifa diliyorum.

Hem milletimiz hem de güvenlik güçlerimiz vatan evlatlarımızın şehadetleriyle müteessir oluyorken, diğer yanda sahaya yansıyan mücadele şevki, mücadele azmi, mücadele arzusu da aynı oranda artış kaydetmektedir.

Hiçbir terör örgütü, hiçbir cani ve işbirlikçi Türkiye’nin karşısında duramayacak, karşısında tutunamayacaktır.

Çünkü terörle mücadele hak ile batılın, kahramanlıkla korkaklığın, helal ile haramın teksif ve temin edilmiş en haklı mücadelesidir.

Türkiye, bölücülüğün kökünü kurutmaya, bundan beslenen kanlı terörün kafasını koparmaya bütün milli güç unsurlarıyla kararlıdır ve muvaffakiyet de kaçınılmazdır.

Terörün dini, milliyeti, etnik aidiyeti, ülkesi, yöresi, geçerli bahanesi yoktur, var diyenler teröristlerle aynı çizgidedir.

Terörizm sadece Türk milletine değil, insanlığın tamamına yönelik kullanılan silahtır, kurulan tuzaktır, kurgulanan nifaktır.

Terörü aklamaya, arkalamaya, arındırmaya ve asıl maksadını saklamaya niyetlenen, bu melanet niyeti siyasi, ekonomik ve diplomatik amaçlarının içine tıpkı bir mayın gibi yerleştiren ülkeler zulmün ortağı, ihanetin da odağıdır.

Özgürlükle terör iki karşı kutuptur, geceyle gündüz gibi birbirinden farklı ve uzaktır.

Demokrasi terörün sığınağı, tavzih ve tevil zemini olamayacaktır.

İnsan haklarıyla terörü bir ve aynı görenler, daha doğru bir ifadeyle terörü insan hakkı olarak yorumlayanlar işlenmiş cinayetlere taammüden iştirak etmiş ahlaksızlardır.

NATO güvenlik mimarisi altında müttefiklik bağlarıyla diyalog kurduğumuz ülkelerin zahirde verdikleri dostluk mesajları batındaki husumetlerini artık gizleyemez boyutlardadır.

Bu ülkelerin sözleriyle eylemleri taban tabana zıtlık içermektedir.

Basiretli olmak demek, gösterilenin ötesini görmek demektir.

Aynı zamanda gömülü hedefleri, asıl maksatları kavramak ve teşhis etmek manasına gelecektir.

Türk milleti engin bir basirete sahiptir, bu nedenle barışsever ve dostane maskeye bürünmüş düşmanlıkları şuurla tefrik ve tespit edecek kabiliyet ve karakterdedir.

Bizim aklımızla alay edenlerin acıklı akıbetlerini görmek ve tanımak isteyenlere tarihin ibret dolu sayfalarına bakmalarını da özellikle tavsiye ederim.

Gülücükler saçarak, sevimlilik pozuna sarılarak bize el uzatan, aynı anda da kolumuzu kesmek için fırsat kollayan terör baronlarına tavizimiz ve tahammülümüz dün olduğu gibi bugün de yoktur, olmayacaktır.

Bizim anlayışımıza göre her yüze gülen dost değildir.

Biz konuştuk mu mertçe konuşuruz, adam gibi muamele ve mukabele ederiz.

Buna karşılık namertleri biliriz, nankörleri görürüz, nimet bilmezleri tanırız, haydutluğa ve husumete nakliyatçılık yapanları da gözünün yaşına bakmadan deşifre ederiz.

Terörle mücadelemiz aynı şekilde zalimlerle, emperyalist canavarlıkla ve Türkiye düşmanı mihraklarla mücadeledir.

Teröristlerin ellerindeki silahı verenler de teröristtir.

Katillere her türlü yardım ve desteği pervasızca sağlayanlar bir defa Türklerin Anadolu’dan çıkarılmasını hedefleyen, İslam’ın nuruna perde çekmek için çabalayan kötülerdir.

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine itirazı boşuna değildir.

Bu ülkeleri temsil edenlerin ülkemize gelerek Türkiye’yi ikna gayretleri boşa emektir.

Çünkü bu ülkeler samimi değildir, dürüst ve ilkeli duruştan bütünüyle mahrumlardır.

İsveç yönetimi, kendi başkentinde bölücü teröristlerin Türkiye aleyhtarı gösterilerine hala sessiz, hala seyircidir.

Hatta teröristler polis koruması altındadır.

Arayan dervişi tekkede, hacıyı Mekke’de, hain teröristleri de Avrupa ülkelerinin başkentlerinde hemen bulacaktır.

Güneşi balçıkla sıvamak akıl karı değildir.

Çürük tahtanın çivi tutmayacağı da açıktır.

Geçen hafta Türkiye’de muhataplarıyla müzakere masasına oturan İsveç heyeti, aynı günde terörist Salih Müslim’i devlet televizyonuna çıkarıp konuşturacak kadar küstahtır, art niyetlidir.

Saygı kayığına binmeden adamlığın kıyılarına nasıl ulaşılacaktır?

Güvensizliğin demir attığı koylarda yan yana nasıl yürünecektir?

İsveç ve Finlandiya terörle arasına mesafe koymadan NATO’ya hangi yol ve vasıtayla girebilecektir?

Olacak iş midir bu?

Türkiye’nin hakkı, hukuku, egemenlik ve tarihsel çıkarları gözetilmeden, hepsinden önemlisi milli ilkelerine riayet ve hürmet gösterilmeden sözü edilen iki ülkenin NATO’ya girmesi hangi mantığa, hangi ahlaka, hangi siyaset aklına sığabilecektir?

Bizim değerlendirmemize göre, İsveç ve Finlandiya kırmızı kart cezalısıdır.

Bu cezanın kaldırılması için PKK/YPG/PYD hilesiz ve hilafsız kınanmalı, Türkiye’nin iade talebinde bulunduğu teröristler derhal teslim edilmelidir.

PKK’ya tavır alıp da YPG’yi kollamak ve ayrı bir kategoride değerlendirmek yaman ve yakıcı bir çelişkidir.

PKK neyse YPG odur. İki örgüt de terörist, iki örgüt de bölücü ve insanlık düşmanıdır.

Biz terör örgütlerinin NATO’ya girmelerine tepkisiz ve etkisiz kalamayız.

Her gün şehit veren, her gün yürekleri kavrulan, her gün al bayrağa sarılı şehit tabutlarını omuzlayan biziz.

Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne kast edilen, saldırıya uğrayan ülke İsveç değil, Finlandiya değil, Fransa değil, Almanya değil, Türkiye’dir.

Sınır ötesi askeri operasyonlarımıza itiraz eden, silah ambargosu uygulayan malum ülkelerle nasıl ortaklık kuracağız? Yan yana gelmemiz nasıl mümkün olacak?

Ayrıca ABD’nin tahrik ve tertipleri, terör örgütüne kesintisiz silah, para, mühimmat ve eğitim desteği sağlaması, ikazen ifade ediyorum ki, hazmetme eşiğini çoktan aşmış, isyan ve infial sınırlarına dayanmıştır.

Bu ülkenin Yunanistan’ı kafa kola alıp Türkiye’yi hedef göstermesi de sinsi bir gayenin adım adım takip edilmesinden başka bir şey değildir.

Akdeniz ve Ege’de gerilimi tırmandıran, taciz ve tahriklerini seriye bağlayan Yunanistan ateşle oynamaktadır.

ABD’nin Yunanistan’da kurduğu 9 askeri üs milli güvenliğimize tehdittir.

Atina yönetiminin silahlanma yarışında gemi azıya alması kendisi adına felaketin habercisidir.

Miçotakis yönetimi denize dökülen vandal dedelerinden ders almamıştır.

Görünen ve karşımızdaki gerçek tablo budur.

Bu gafil zihniyetin anlaşılan odur ki denizin dibini canı tekrar çekmektedir.

Şair ve hekim Abdülhak Molla’nın 1,5 asır önceki sözünü hatırlatmak bu aşamada pek tabii yerinde olacaktır:

“Hazır ol cenge eğer istersen sulh-ü salah.”

Silaha karşı olmak, karşı olana doğrultulmasına engel değildir.

Asıl mesele namlunun hangi tarafında kalındığıdır.

Ve bize göre o namlu milli olmalıdır, sağlam olmalıdır, tavizsiz olmalıdır, tutan el de Türk milleti olmalıdır.

Yunanistan NATO üyesidir.

Bu statü ise düşmanca tavır ve tutumunu örtbas etmekten uzaktır.

ABD’nin Yunanistan’ı maşa olarak kullanıp Türkiye’yi stratejik meşguliyet uçurumuna çektiği, yeri gelirse de sıcak bir çatışma ortamına itmeye çalıştığı bir vehim değil, bir şüphe değil, gelişmelerin seyrinden çıkardığımız bir tehdit okumasıdır.

Bizim böylesi tehditlere boyun eğecek ne bir devletimiz ne de milletimiz vardır.

Yunanistan’ın, ABD’den F-15 ve F-16 savaş uçaklarıyla ilgili talebi, Türkiye’yi kötüleme ısrarı, üstelik gayri askeri statüdeki adaları yoğun olarak silahlandırması barışa değil, kutuplaşmaya ve sonucu silaha açılacak bir sürece davetiyedir.

Anadolu coğrafyasının devamı niteliğindeki 12 ada konusu henüz kapanmamış yaramızdır.

Ve 12 ada Türkiye’den haksızca, ayak oyunlarıyla gasp edilmiştir.

Bu adaları Çanakkale Boğazı’yla İstanbul’un güvenliğinden ayrı düşünmek imkansızdır.

Birinci Dünya Savaşı esnasında, misal olarak, Meis kıyılarına konuşlandırılan düşman toplarının savaş boyunca vatanımızı nasıl hedef aldığını, Finike, Kaş, Fethiye’deki Türk nüfusunun nasıl tehlikelere maruz kaldığını unutmuş değiliz.

Bugünkü şartlarda Türkiye’ye 12 Ada üzerinden silah gösterilmektedir.

Ege’de sınır ve egemenliği devredilmemiş adalar meselesi Türkiye ile Yunanistan arasında çözülmeyi bekleyen, fakat gün geçtikçe de karmaşıklaşan en ciddi sorunlardan birisidir.

Karşımızdaki bu soruna stratejik de baksak, iyi komşuluk hukuku açısından da yaklaşsak bize göre sonuç değişmeyecektir.

İç ve dış işgal cephesi şu gerçeği hatırından bir an olsun çıkarmasın ki, çalınmış mal sahibine mutlaka iade edilmelidir.

Ya seve seve, ya da zorlaya zorlaya adalet yerini bulacaktır.

Kendi siyaset ve devlet sistemini konsolide etmeye çalışan Yunan hükümeti her anlamda kırılgan ve kaypaktır, sırtını da yüz yıl önce olduğu gibi yine güç merkezlerine korkakça dayamıştır.

Türkiye ve Yunanistan’ın Ege’deki kara sularının genişliği 6 deniz milidir.

Yunanistan’ın dayatmalarla bu genişliği 12 mile çıkarma amacı kan dökmeden, silahlar konuşmadan asla mümkün değildir.

Bu itibarla Türk milleti, Ege’nin karşı kıyısından saldırgan ve yayılmacı politika izleyen Yunanistan’a müsamaha göstermeyecektir.

Biz 12 adayı unutmadık, unutmayacağız, bir gün asıl sahibine geçeceği günleri de mutlaka göreceğiz.

Türkiye, dostluğuna güven duyulan, özü, sözü dosdoğru bir ülkedir.

Fakat safiyane duruşumuzu yanlışa yorup da etrafımızı kuşatmaya alan, almaya hazırlık yapan, teröristleri üzerimize kışkırtan ülkelerle de çetin bir mücadeleye sonuna kadar hazır olduğumuz iyi bilinmelidir.

Zalime hoşgörü mazluma ihanettir.

Dostluğumuzun güven verdiği kadar düşmanlığımızın da dehşet ve korku uyandıracağını herkesin aklında tutmasında yarar vardır.

Tecrübeyle sabittir ki, domuz derisinden post olmaz, eski düşmandan da dost olmaz.

Söylesek söz olur, söylemesek dert olur, su uyur düşman uyumaz, nitekim dost yüzünden, düşman da gözünden belli olur.

Değerli Milletvekilleri,

Terörle mücadelede göstereceğimiz her zaaf belirtisi veya zayıflık emaresi teröristlere cesaret aşılayacak ve vatanımızı tehlikeye atacaktır.

Bedelini ödesek de, şehitler versek de, Türkiye terörle mücadelede altın bir dönemi yaşamaktadır.

Terörü kaynağında yok etme stratejisi inançla ve yüksek bir moralle devam etmektedir.

Biz bu melanetin üstesinden geleceğiz, terörün belini kıracağız, teröristlerin de Türk milletine ihanetlerinden dolayı dünyayı başlarına yıkacağız.

Son aylarda, Ayn el Arab ve Tel Rıfat’tan ülkemize atılan roketler, havan topları, ki bu silahların hepsi sözde müttefiklerimizce teröristlere verilmiştir- Karkamış, Kilis başta olmak üzere sınır hattındaki yerleşim alanlarına isabet etmiştir.

Yine aynı şekilde, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı Harekat Bölgelerine yönelik terör eylemlerinde bir artış gözlemlenmektedir.

Bu kapsamda yeni bir sınır ötesi ve ezici harekat mecburiyet haline gelmiştir.

Hatırlanacağı üzere, Türkiye; 17 Ekim 2019’da ABD’yle “Ankara Mutabakatı”, 22 Ekim 2019’da da Rusya Federasyonu’yla “Soçi Mutabakatı” imzalamıştı.

Bilhassa Ankara Mutabakatı’na göre, PKK/YPG terör örgütü Türkiye- Suriye sınırından 30 km derinliğe çekilecek, ağır silahlar toplanıp terör mevzileri kullanılamaz hale getirilecekti.

Soçi Mutabakatı’na göre de,  Münbiç ve Tel Rıfat terör örgütünden tamamen temizlenecek, PKK/YPG’li hainler Türkiye-Suriye sınırının 30 km dışına çıkarılacaktı.

ABD sözcülerinin son günlerde muhtemel askeri harekatın ilan edilmesinden sonra Türkiye’yi Ankara Mutabakatı’na uymaya davet etmesi şizofrenik ve çirkin bir saptırmadır. Gerçekle bağdaşmamaktadır.

Bahse konu mutabakat muhtıralarına kimin uymadığı, kimlerin arka kapıdan dolanıp hainleri beslediği ve silahlandırdığı ortadadır.

Teröristler yuvalandıkları meskun mahallerden ve mücavir bölgelerden ne çekilmiş ne de çekilmeye teşebbüs etmişlerdir.

Oyalama süreci Türkiye’ye her seferinde kanlı fatura çıkarmıştır.

Mutabakatların Türkiye haricindeki taraf ülkeleri taahhütlerini çiğnemiş, dahası terör örgütüne alan açmaya devam etmişlerdir.

Bu aldatmanın, bu yalanın sonuna gelinmiştir.

Bunun yanında Rusya Federasyonu’yla Bahar Kalkanı Harekatı’nın ardından mutabık kalınan anlaşma mucibince, İdlib’de stratejik ehemmiyeti çok fazla olan M-4 karayolunun kuzeyinde ve güneyinde 6’şar km derinliğinde bir güvenlik koridoru tesis edilecekti.

Bu konuda da beklenen ve tatmin edici bir gelişme olmamıştır.

İdlib’e, Mare’ye, Azez’e, Cerablus’a ve Afrin’e yönelik terör saldırılarının ağırlık merkezi şu anda Tel Rıfat’tır.

Tehdit nereden doğuyorsa, teröristler hunhar saldırılarını nerelerden ikmal ve takviye ediyorlarsa, diyorum ki, oralar meşru hedeftir, caniler temizlenmeli, en başta Tel Rıfat ve Münbiç özgürleştirilmelidir.

Ne ülkemizde, ne Meclisi’mizde, ne de sınır hattımızda terörist istemiyoruz.

Türkiye’nin, Suriye veya Irak’ın toprağında gözü yoktur, bilakis bu ülkelerin huzur ve güvenliğini sağlamak için müdahil olması herkesin çıkarınadır.

Milliyetçi Hareket Partisi muhtemel askeri harekatı bütün varlığıyla desteklemektedir.

Sınırlarımıza paralel şekilde bulunan, bir terör devleti kurmak için mekik dokuyan zehirli yılanların başının koparılması hakkımızdır, hukukumuzdur, haysiyetimizin gereğidir.

Teröristler her neredeyse bulunup cezalandırılmalı, burunlarından fitil fitil getirilmeli, yedikleri içtikleri boğazlarına dizilmelidir.

Bu hususta hiç kimseden izin ve icazet alacak halimiz de yoktur.

Gölge etmesinler, başka bir şey istemeyiz.

Kendi işimizi kendimiz görecek kudretteyiz.

Kendi yağımızla kavurulacak yeterlilikteyiz, bağımsızlığımızı ve toprak bütünlüğümüzü riske atmayacak, attırmayacak güçteyiz, cesaretteyiz.

Kahraman güvenlik güçlerimize Allah yardım etsin diyorum.

Gazamız şimdiden hayırlı olsun niyazındayım.

Şairin dediği gibi;

Vur Mehmedim! Vur ki bahtım uyansın.

Tekbir sadaları arşa dayansın.

Sen ki; çelikleşmiş imansın,

Vur Mehmedim! Hak için, Allah için, millet için, mazlumlardan yükselen o ah için vur.

Sen tarihsin, sen zafersin, sen bayraksın, sen vatansın.

Vur Mehmedim! Vur ki dünya utansın.

Muhterem Arkadaşlarım,

Türkiye pek çok cephede kararlı, dirayetli, atak, çevik ve dengeli bir duruş sergilemektedir.

Bize düşen bu duruşu desteklemek, yanında yer almak, başarıya ulaşması için sorumluluk üstlenmektir.

Ancak zillet ittifakı abeste direnişini, gayri milli, gayri ahlaki ve gayri meşru tutumunu ısrarla sürdürmektedir.

Yalan derseniz bunlardadır, yıkım derseniz bunların ortak amacıdır.

Ne esef verici bir durumdur ki, ülkesine sırt dönmüş, milletine yüz çevirmiş, milli meselelerle ihtilafa düşmüş ikiyüzlü bir muhalefet anlayışı karşımızdadır.

Zillet ittifakına hakim olan siyasi akıl rehinli ve hacizlidir.

Bu ittifak köhneliğinin iradesi tutsak, irtibatları ve ilişki ağları sancılı ve karanlıktır.

Şu tenakuza bakınız ki, Türkiye’nin gelişmesi, büyümesi, yatırım ve katma değer üretiminin artışı hususunda çok önemli destekleri bulunan işadamlarımıza beşli çete iftirası atan Kılıdaroğlu, Kandil Dağı’nı ve sınırlarımızın hemen dibini mesken tutan terör çetesini ve çete başlarını ağzına almaktan sürekli kaçmaktadır.

Kılıçdaroğlu eğer çete arıyorsa, sakladığı ve yüzünü kızartacak herhangi bir kirli bağlantısı da bulunmuyorsa Türk işadamlarına değil hainlere bakmalı ve haddini bilmelidir.

Türkiye terörle mücadelesini inanmışlıkla ve milletimizin hayır duasıyla icra ederken, CHP Genel Başkanı’nın Van’da yaptığı vahim konuşması skandal olmasının yanında teröre ve terörizme uzatılmış zeytin dalıdır.

Kılıçdaroğlu terör örgütünün safına girmiş, bölücülüğün fanatik savunucusu haline gelmiş ve siyasi amigoluğuna soyunmuştur.

Partisinin Van’da düzenlenen “Belediye Başkanları Çalıştayı”nda demiş ki:

“Selahattin Demirtaş’ın, Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını istiyorsanız bize katılacaksınız.”

Biz söylemekten yorulduk, Kılıçdaroğlu duymaktan yorulmadı.

Duvara konuşsak dile gelirdi, suya yazı yazsak hedefine ulaşırdı, sanırsınız yüzü kösele derisi, bana mısın demiyor.

Sayın Kılıçdaroğlu, sana söyleye söyleye şu gerçeği kafana sokacağım, bundan da asla vazgeçmeyeceğim; sen inkar etsen de, Selahattin Demirtaş teröristtir, haindir, bölücüdür, Türkiye düşmanıdır.

Osman Kavala Soros’çudur, casustur, şaibelidir, suçludur.

Bir teröristi, her taşın altından çıkan Soros’çu bir taşeronu nasıl serbest bırakacaksın? Bunu nasıl yapacaksın? Bu vaadini nasıl gerçekleştireceksin?

Söyle de öğrenelim. Açıkla da bilelim. Paylaş da duyalım.

Sırrın nedir? Üzerinde çalıştığın zehirli formülün muhtevası nelerden ibarettir?

Darbe mi yapacaksın? PKK’yla birlikte devleti ele mi geçireceksin? Hukukun üstünlüğünü, mahkeme kararlarını nasıl yok sayacaksın? Hele bir de de biz de işitmiş olalım.

Hani sürekli hak, hukuk, adalet diyordun?

Hani Kandil’i yakıp yıkacağını söylüyordun? Palavradan da olsa meydan okuyordun?

Biz hangi Kılıçdaroğlu’na inanalım?

Biz hangi Kılıçdaroğlu’na itibar edelim?

Kuvayı Milliyeyiz diyen Kılıçdaroğlu’nu mu dikkate alalım, yoksa teröristlerin avukatı, bölücülerin dert ortağı, emperyalizmin kurşun askeri Kılıçdaroğlu’na mı bakalım?

Sayın Kılıçdaroğlu, teröristi masum gösteren, teröriste kol kanat geren bir kalpsizin aynı zamanda terörist olacağını, terörün himayesine gireceğini görmüyor musun? Bilmiyor musun? Bundan dolayı hiç mi vicdan sızısı çekmiyorsun?

Siyasi rant kaygısı, ikbal korkusu seni ne durumlara düşürdü? Tanınmaz haldesin, zihniyetin ve siyasetin yara bere içindedir, ihanet ve melanetin tam göbeğindesin, ey Kılıçdaroğlu hala farkında değil misin?

CHP’yi götürüp Kandil mağaralarının kapısına çürümüş ceset gibi bırakmaya, teröristlere zırh haline getirmeye hiç mi utanmıyorsun?

Sayın Kılıçdaroğlu, anlaşılan aklın başından gitmiş, çok istekliysen, terörist Demirtaş’ın hasretini ziyadesiyle çekiyorsan, Kavala olmadan yaşayamam diyorsan, biraz daha devam et, sonunda kanun yoluyla onların koğuşundaki boş bir ranzaya sen de kapağı atarsın, nihayet çulunu serer, duvara da halını asarsın.

CHP yönetimi kökünden kopmuş, tarihsel kimliğinden bütünüyle ayrılmıştır.

Artık HDP’nın, PKK’nın, FETÖ’nün boşalttığı her alanda kademeye giren, terörizmin hedeflerini sırtlayıp taşıma rezaletinin başını çeken kervan başı CHP yönetimidir.

Sorarım sizlere, bu tablo zillet değil midir? Hıyanet değil midir?

Zillete ve hıyanete refakat eden bir CHP yönetiminin Türkiye’nin geleceğinde söz ve pay sahibi olması mümkün müdür?

Hiçbir milli konuda Türkiye’nin yanında değiller.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine şerh düşen ülkemizi taktik hata içinde gören, yüzsüzce eleştiren, bu ülkelerin üyeliğini desteklediklerini açıklayan bugünkü CHP yönetiminin iki dünyada da yatacak yeri, sığınacak limanı yoktur.

HDP’nin bir eşbaşkanı, 28 Mayıs 2022 tarihinde, bebek katilinin demokrasi ve barış öznesi olduğunu açıklaması, sanıyorum en çok Kılıçdaroğlu’nu mesut ve memnun etmiştir.

Kılıçdaroğlu diyor ki, “biz savaş meydanlarında kurulmuş bir partiyiz.”

Sayın Kılıçdaroğlu, o parti bu parti değildir, yani bugünkü Cumhuriyet Halk Partisi’yle Atatürk’ün partisi arasında en küçük benzerlik kalmamıştır.

Geldiğimiz bu aşamada CHP ile HDP birbirine iltihak etmiştir.

Aralarındaki sınır çizgisi silinmiş, CHP’nin ön kapısından giren HDP’nin arka kapısından çıkacak hale gelmiştir.

CHP; HDP ile PKK’nın bonusudur, borusudur, boynudur, ihanet boğazıdır.

Kılıçdaroğlu’nun terörist Demirtaş hayranlığı, korkarım kendisini bu gidişle Kandil’e kadar taşıyacak, terör örgütünün devşirdiği bir siyasetçi olarak adı tarihe kara bir leke gibi geçecektir.

Sayın Kılıçdaroğlu, fazla zorlama, yoksa kayış koparacaksın, senden Cumhurbaşkanı olmaz, aziz milletimiz buna asla müsaade etmez, edemez, etmeyecektir.

Değerli Milletvekilleri,

6 +1 formatında toplanan zillet masasının dördüncüsü 29 Mayıs’ta gerçekleşmiştir.

Bir de reklam filmi yapmışlar, neymiş, memleket sevdası, Türkiye’nin masasıymış.

Sevsinler sizin masanızı. Sormadan geçmek istemiyorum, sizin memleketiniz neresidir? Her birinizi masaya çekip oturtan muhasım çevreler kimlerdir?

Bu masada ne ararsanız vardır; dedikodu, fitne, riya, yalan, istismar, sahtelik, samimiyetsizlik masanın etrafında birer birer dizilmiştir.

İnsan haklarına dayalı özgürlükçü ve demokratik bir düzenin tesis edilmesi için yeniden bir araya gelmişler.

Bu defa da ağırlama sırasını Serok Ahmet almış.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’e geçiş hedeflerini hayata geçirmek için oluşturdukları dört komisyonun sözde çalışmalarını gözden geçirmişler.

Bize göre asıl gözden geçirmeleri gereken, asıl göz önüne almaları icap eden zillete düşen çürük siyasetleridir.

Bize göre 7 saat 15 dakikayı boşu boşuna heba etmişler.

Bir de 10 maddelik ilkeler beyannamesi açıklamışlar.

Tutarsız, uyumsuz, temelsiz, dengesiz, birbiriyle çelişen, ezbere dayalı 10 maddenin hiçbirisi Türkiye’nin sarih gerçeklerini, milletimizin esas gündemini yansıtmamaktadır.

Zillet ittifakının yayımladığı sonuç bildirisinde, mesela terörle mücadeleye mahsurlu, marazi ve sakat bir bakış hakimdir.

Terörle mücadelenin iç siyaset malzemesi olarak kullanıldığını iddia etmek bize göre PKK’nın değirmenin su taşıyan, bölücülerin ekmeğine yağ süren bayağı bir çarpıklıktır.

Milli bekanın müdafaa ahlakına fakatlı, amalı yaklaşımlar ancak ve ancak düşmana methiyedir.

Biz bunlara durduk yere zillet demiyoruz.

Terörle mücadelenin seçim sürecini etkilemek amacıyla yürütüldüğünü söylemek su katılmamış müfterilik ve ileri düzeyde milli güvenlik tehdididir.

PKK’nın elebaşlarının CHP’yle İP’e destek açıklamaları demek ki tesadüfen yapılmamıştır.

Zillet ittifakı HDP’yi kızdırmamak, PKK’yı gücendirmemek için Türkiye’nin karşısına geçmiş, nefret saçmıştır.

Kalkmışlar, ilgili devlet kurumlarının muhalefet partilerini olası operasyon gerekçeleri, süresi, kapsamı ve hedefleri konusunda bilgilendirmesini istemişlerdir.

Kim istemiş, zillet partileri.

Kimden istemiş, hükümetten.

Geçtiğimiz yılın Ekim ayında TBMM’de yapılan tezkere görüşmeleri esnasında bu bilgilendirme yapıldı mı yapılmadı mı? Elbette yapıldı.

Bu zillet ittifakı tezkereye hayır dedi mi? Dedi. Karşı çıktı mı? Çıktı.

Terörle mücadeleyi engellemeye çalıştılar mı? Evet, buna alçakça heves ettiler.

Şimdi neyin bilgisini, neyin bilgilendirmesini talep etmeyi kendilerinde hak görüyorlar?

Operasyonu durdurun diyemiyorlar, geri çekilin diyemiyorlar, terörle mücadeleden geri dönün açıklamasını yapamıyorlar, bilgilendirin diyerek gerçek maksatlarını perdelemeye kurnazca tevessül ediyorlar.

Cumhur İttifakı sabırlıdır, Milliyetçi Hareket Partisi sabrın istikametindedir.

Diyor ya Şemzi Tebrizi;

Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmaktır. Sabır, dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü hayal etmektir.”

Zillet ittifakı müstevlilerin ittifakıdır.

Zillet ittifakı münasebetsizlerin ittifakıdır.

Zillet ittifakı müstebitlerin ittifakıdır.

Zillet ittifakı kalbi mühürlenmişlerin ittifakıdır.

Zillet ittifakı münakaşanın, mütarekenin ve müfritlerin ittifakıdır.

Bu ittifakın yolu Türkiye düşmanlarının yoludur.

Bu ittifakın ortakları zalimlerin izindedir.

Cumhur İttifakı ise Türk milletinin muhkem ittifakıdır.

Adaletin, ahlakın, hakkaniyetin, adil paylaşımın, milli duruşun, milli onurun, parlak bir istikbalin ittifakıdır.

Cumhur İttifakı Türkiye’nin yükseliş mimarıdır.

İlerleyiş müşiri, istiklal müdafaasıdır.

Türkiye zillete düşmeyecek, zillete yenilmeyecek, ziyan edilmeyecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken hepinizi en iyi dileklerimle selamlıyor, başarılarla dolu bir hafta geçirmenizi diliyorum.

Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.

Cumhur İttifakı Millet Aklı

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*